31 Ağustos 2011 Çarşamba

Bayram

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan.Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık. Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır. Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek... Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır. Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.


Can DÜNDAR

Hayırlısı Olsun Her Şey Bitmiştir Artık:)


şans denilen şey bir kereye mahsustur, aşk gibi... ikincisi olmaz... daha büyük hataların sebebidir ikinci bir şans... ve ikinci şansı istemeye yüzü olmamalı bir insanın tıpkı....

16 Ağustos 2011 Salı

Enkazdan Doğan Çocuklar


Nerden başlanır bilmiyor ki insan... O da öyle değil midir zaten gecenin bir vakti hiç ummadığınız savunmasız olduğunuz saatler, aniden bir sallanma, yıllarınızın çocukluğunuzun geçtiği evdir size bu oyunu oynayan sanırsınız... Ne olduğunu anlayamazsınız ki deprem nedir bilmezsiniz çünkü o sadece ilköğretim masalarındaki derslerden yer altı hareketidir sizin için, kimya fizik gibi... Nedir nasıl olur nelere bedel olur bilmezsiniz ta ki çığlık atmanıza bile izin vermeden herkes başka başka odalarda uyurken güzel evinizin bir yandan sallanıp bir yandan da sizi korumaktan yoksun olmaya başlamasıyla... Hiç bir şey düşünemezsiniz çok şey düşünürsünüz ama hiç bir şey düşünemezsiniz aslında... Korkunun ne olduğunu işte o an gerçekten anlarsınız çünkü düşünmeden hissettiğinizi fark edersiniz... Saniyeliktir ya her şey son nefes gibi, üzerinize yıkılan duvarlar, yitip gideceğinizi bildiğiniz saniyeler bir insan ölümünü nasıl kabullenir cümlesine tasvip o anlar... Önce küçük bir duvar bacaklarınızın üzerine düşüverir tamam artık bitti diğeri de gelecek şimdi… Diğeri... Diğerleri... Ve artık susma zamanı bağırmak istese de insan sesizce tükettiği onca duygudan sonra takati ne kadardır ki… Bir çocuğun "anne anne!" diye çığlık atmaya çalışması bir annenin evladının yaşayıp yaşamadığı kokusu içinde kıvranması ve yitip gitmiş olan bir sürü can...
Şansı varsa ki bu nasıl bir şanssa, o enkazın altından çıkınca sanır mısınız ki her şey normale döndü... Beklediklerinizdedir sıra... Acı dolu gözlerle tutunarak o yıkık duvarların lanet köşelerine, birilerini arama çabası, sevdiğiniz birilerine ulaşma umudu... Seslene seslene tükettiğiniz o umut... Çıkan bir cesetse sonucunda tükenen umuttan daha fazlasıdır artık... Yaşadığınız o saniyeler bir ömre bedel, yapayalnız kalıp kime nasıl tutunacağınızı bilememek... Kaybettiklerinizin acısını yaşamak yaşamaya nasıl devam edeceğinizi düşünmek o saniyeleri asla unutamayacağınızı bilmek ve o enkazdan yeniden doğmak zorunda kalmak…
Deprem ne mi ifade eder aslında… İşte tam da bunları ifade eder insana, onu yaşadığın vakit ifadesi vardır sadece…

(not: Depremi Sakaryada yaşamış bir teyzenin anlattıklarından fazlasını gözlerinden okuyarak dile getirilmeye çalışılmıştır.)

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Yaşamın Ayak İzleri

bazen bir sabahın en güzel yanıdır "aşkınız", bazen bir gecenin en koyu tarafı... bazen en güzel şarkının tüm umutlarıdır "gelecek", bazen de en acı şarkıda tükenmişlik... bazen yeni başlangıçlara verdiğiniz bir karardır sadece "siz", bazen de bir türlü peşinizi bırakmayan geçmişinizdir "o"... bazen umutlara yüklediğiniz "huzurunuz", bazen de yaptığınız tek bir hatanın bedelidir "pişmanlığınız"...
sonuç mu: hayat bu işte; sen varsın o var geçmişten gelen bir yaşanmışlık geleceğe kapı açan umutlar, var da var... bazen huzur bazen pişmanlık bazen gülümseme bazen gözyaşı bazen mutluluk bazen can acısı bazen vurdumduymazlık bazen dalgınlık.. insan, hayat her şeye rağmen güzel diyemese de her daim, yaşadığı her şeyi kabullenmek varlığına olan borcu... ve belki de budur "her daim"in sırrı...


(not: onu dinlediğimde hikayesini yaşamışcasına hissettiğim değerli bir amcamızın hissettiklerine ithaf etmek istedim... aşkı başka bir güzel anlatan insanların dilinden dinlemek empatiye kolaylık sağlıyor aslında:)
bu seri halinde devam etmeyi planladığım bir yazı olduğu için devamının geleceğini düşünüyorum tabi yine de anlık sıkılmalarıma yenilmezsem:))

5 Ağustos 2011 Cuma

Unutma

Çoğumuz akşam ezanını sabırsızlıkla bekliyoruz.. Kızıyoruz bütün gün çevremizdekilere belki de, "Sinirliyim kusura bakma" diyoruz ardından. Neden mi sadece imsaktan akşama kadar aç kaldığımız için... Neden mi çok fazla şımardığımız,  istediğimizin elimizin altında yarım surat baktıklarımızın ise hemen arkamızda olduğuna güvenerek... Neden mi hiç aç kalmadığımız ve bunun nasıl bir şey olduğunu tahmin edemediğimiz ettiğimizi sandığımızda bile tahammül edemediğimiz için... Onlar aç, bizde açız diye düşünüyor belkide çoğu kişi ama unutulan bir şey var aslında siz az sonra doyup hatta bitiremeyeceğiniz bir değil birden fazla tabağın önünde beklerken açlığınızın biteceği saati onların artık hayal etmekten tükenmiş olan gözlerinin olduğunu... Onların çocuk sizinse kocaman adamlar olduğunuz halde aynı şeyle sınandığınızı... Unutuyorsun insanoğlu komşun açken senin tok olmanın mutluluk değil acı vermesi gerektiğini. Unuttun unutuyorsun ama gün gelecek unutulan olacaksın unutma...

Kadrajıma Dokunuşlar-2









Kadrajıma Dokunuşlar-1