başka bir hayatın sabahına uyanmak istediğiniz zaman farkında olmasanız da gitmişsinizdir siz artık... gideni kendiyse insanın kalanın ne olduğunu düşünürsünüz?
30 Temmuz 2011 Cumartesi
23 Temmuz 2011 Cumartesi
Etme...
Mevlana gecesinde Etme şiirine haddimizi bilerek bir kuple de bizden olsun istedik..
....
suya dokunduğun parmaklarla dokun gök kubbeye
saf ve temiz
ve yaklaş semaya
eğer bir anda bir vazgeçiş ise derinlerdeki
ETME
niyazından vazgeçme...
nihal ertaş
11/12/2010
Geçti mi Acaba
bir başka günlerdi... yaşaması zor hatırlandığında daha zor.. geçecek mi diyerek geçirmeye çalışılıp ama geçip gittiğine dair bir türlü bir iz bırakmayan, sürekli geçmekte olan bir zaman, geçip gidemeyen... "yaşamak gerekiyormuş" cümlesine sığınan hataların bedelidir bu zaman.
böyle zamanlar gerçekte asla geçmez,teselli umut yüklenmek istenen "geçecek" kelimesi olsa da sürekli dudaklarda aslında gerçekten asla geçmez... gerçekleşecek olan sadece şudur aslında "bir süre sonra alışmak" işte tam da bu yüzden artık eskisi gibi geçmesi beklenmez, sorular cevabını "meçhul" e bırakır.bu cevaba karşılıkta belli bir sığınak vardır "alışmak"...
peki ya benim için:
geçecek mi ya da geçti mi?
"meçhul" ama tek bidiğim artık benim de gerçekten "alıştığım"...
(05/12/2010)
(05/12/2010)
Tesis Planlama :)
neler sığdıracağından çok, her sığdırmak istediğine ne kadar yer vermen gerektiğine vereceğin karar daha önemli aslında (bkz:tesis planlama alan hesabı:)) çünkü eğer gün gelirde sığdırmak istediğini çıkaracak olursan o kareden, geri de bırakacağı boşluk senin için asıl problem... yoksa hayatlarımızdan gelip geçen çok... önemli olan her gelene ne kadar alan tahsis etmek:))
(08/05/2010)
(08/05/2010)
Balık Pazarı
Nerde mi olmak vardı şu anda?Sonbaharın tüm görüntüsünü vermiş olduğu
bir zamanda, salaş mekanların olduğu balıkçı pazarı hareketliliğinin tam
ortasında tanınmadık bir yerde...
(03/05/2011)
(03/05/2011)

Son Rüyam
büyüdüm mü ben anne büyüdüm mü dedim
büyüdün dedi bak vatan için gider oldun
gidiyor muyum anne dedim gidiyor muyum
gidiyorsun dedi milletin için gidiyorsun
özler miyim anne dedim özler miyim
özleyeceksin ama başın herkesten dik olacak dedi
peki dönecek miyim anne dedim dönecek miyim
işte o an o kararlı bakışları uçtu gitti gözlerinden
söyleyemedi sustu güzel anam ilk defa
tekrar soramadım
çünkü silah sesleriyle bölündü son rüyam...
Deniz Gözlü Kahramanım
Ona ilk aşık olduğum an kardeşimin doğumuyla zihnime ilk yerleştiği andı, bu koca adam çekingendi ürkekti küçücük bir bebek karşısında, şaşkındım ama o kadar mutluluk doluydu ki gözleri, zihnimin ilk algılamaya başlamasına rağmen hala unutamadığım bir mutluluktu o deniz gözlerde gördüğüm. Nasıl da dikkat etmiştim, ilk önce o küçücük bebeğin yanaklarına dokundu sonrasında kucağına alıp kokladı, parmaklarına dokundu tek tek onları öptü biliyordum benim doğumumda da en az o anki gibi mükemmeldi, belki de o yaşta o yüzden o kadar çok dikkat etmiştim. Yanıbaşındaydım yanıbaşımdaydı, elimi tutup bebeğin elini tutturmuştu, masumdum masumdular...Mutluydu bu koca adam çok mutluydu...
Babamın zihnimdeki ilk halleriydi bunlar ve benim de aşkımın başladığı tarih. Bir adamı gerçekten karşılık beklemeksizin ve fedakarca sevmek için ona hayran olmanız gerekir, ben babama hayranlıklarımla büyüdüm işte o yüzden de her gün her saat artan bir aşkla sevdim seviyorum...
Bir adamın cesur olabileceğini tahmin edebilirsiniz güçlü olabileceğini de ama bir adamın adam olduğunu tahmin etmek kolay değildir. Adam olabilmek öncelikleriyle verilir insana. İşte onun öncelikleri onu adam olmaktan daha da öteye götürüyor kalbimdeki zihnimdeki yerini...
Babamın zihnimdeki ilk halleriydi bunlar ve benim de aşkımın başladığı tarih. Bir adamı gerçekten karşılık beklemeksizin ve fedakarca sevmek için ona hayran olmanız gerekir, ben babama hayranlıklarımla büyüdüm işte o yüzden de her gün her saat artan bir aşkla sevdim seviyorum...
Bir adamın cesur olabileceğini tahmin edebilirsiniz güçlü olabileceğini de ama bir adamın adam olduğunu tahmin etmek kolay değildir. Adam olabilmek öncelikleriyle verilir insana. İşte onun öncelikleri onu adam olmaktan daha da öteye götürüyor kalbimdeki zihnimdeki yerini...
Merhamet, namus, dürüstlük, mertlik, cesaret, güven, fedakarlık ve insanlık ... Bu kelimeleri onda yaşayarak büyüdüm, biliyorum ki ben onun şekillendirdiği bir insanlığı yaşadım yaşıyorum ve her gün şükrettim şükrediyorum böyle bir adamın şekillendirdiği bir benliğe sahip olduğuma...
İnsan olmayı senden öğrendim Deniz Gözlü Kahraman. Vicdanı, merhameti ve yalan denen hayatın aslında nasıl doğru dürüst yaşanabileceğini de. Bugün dedin ya " Rabbim senin gibi bir evlat verdi ya bana bu benim ömrümdeki en büyük hediyemdir" diye asıl Rabbimin bana verdiği hediye olan "yüreğine insanlığına ve sana" layık olabilmek benim yaşama sebebim . Senin benim insanlığıma kattıklarının yanında ben ne yapsam yetmez ki bana...
Hiç bir zaman kıyamadığın kızın nasıl kıyabilir ki sana, aşık olduğu adama. Sen öğretmedin mi ona nasıl sevilmesi gerektiğini şimdi senin öğrettiğin şekilde seni sevmek için atan bu kalbim eğer olur da bir gün hüzne sebep olursa o deniz gözlerde atmasın o kalp boşuna seni üzen hiç bir şey benim olamaz aslında. Seni seviyorum BABA, ömrümün Deniz Gözü Kahramanı...
Prensesin:)
Saçma Seçmeler
Ölüme yaklaştığında tüm acılar bile tatlı gelir aslında...
Yüzü tozlu diye sokaktaki çocuğa dokunamıyorsa eğer ellerin, vazgeç onlardan... Çünkü onlar daha kirli...
Yüzü tozlu diye sokaktaki çocuğa dokunamıyorsa eğer ellerin, vazgeç onlardan... Çünkü onlar daha kirli...
Kurtuluşu yoksa ızdırabının kucağına almayacaksın yersiz gururunu...
Bir varmış bir yokmuş, hem varmış hem yokmuş...
Bir varmış bir yokmuş, hem varmış hem yokmuş...
Başka yaşamlarda anlam aramaya çalışmayın, her hikaye yaşayanında saklıdır tüm gerçeğiyle...
Bıraktığınız yerde kalmaz kimse bırakıldığınız yerde kalmayın sizde...
Sır dediğin sesli sen ile sessiz sen arasında kalmalı...
Geçmişe sarılmak mı yoksa geleceğe kucak açmak mı? Bazen tek problem bu olur işte..
Tuttuğun sende kalmalı tutamadığın hayallerinde...
Tuvalim aynam aynam tuvalim şimdi...
Dün gelecek için hikaye olmaya ne kadar mecbursa, gelecekte her adım sonunda dün olmaya mecburdur... Her gelecek bir hikayedir sonunda...
Sır dediğin sesli sen ile sessiz sen arasında kalmalı...
Geçmişe sarılmak mı yoksa geleceğe kucak açmak mı? Bazen tek problem bu olur işte..
Tuttuğun sende kalmalı tutamadığın hayallerinde...
Tuvalim aynam aynam tuvalim şimdi...
Dün gelecek için hikaye olmaya ne kadar mecbursa, gelecekte her adım sonunda dün olmaya mecburdur... Her gelecek bir hikayedir sonunda...
Tutabildiğin eller kadar yanındadır insanlığın...
Sır dediğin sesli senle sessiz sen arasında kalmalı...
Dün gelecek için hikaye olmaya ne kadar mecbursa, gelecekte her adım sonunda bir dün
olmaya mecburdur...Her gelecek bir hikayedir sonunda...
Bazı olaylara ya sebep olursun ya da bedel...
Esiri olduğum bu hayatın esiri olduğu bir hayat daha var..
Kederden değil hiç bi şey ya da pişmanlıktan ..Sadece ve sadece uzaklaşmak isteğimdendir
her bir kelime...
Hiç bir canlı kötü doğmaz...
Mutlu olmak lazım...Ya da mutlu olmalarına sebep...
Birilerinin muhakkak yardıma ihtiyacı vardır...Birilerinin de yardım etmeye...
Aslında ölmek için geldiğimiz hayattan yaşamak için ayrıldığımızı unutmamalıyız belkide...
Açamayacağınız bildiğiniz kapıda zorlamanın bir anlamı olmadığını görseniz bile bile kendiniz
için zorlayın...
Herkes niye bu kadar temkinli? Biraz olsun insanlar bir şeylerin altında iyi bir şeyler arayamaz
mı? Neden hep kötü olan gelir ilk insanın aklına?
Ölümden sonra bir hayatın varlığına inanmayan biri olsaydım şu an ölmek isterdim.Çünkü işte o
zaman hayat anlamsız yaşamak gereksiz gelirdi..
İnsanlar ne kadar kolay cümle kurar oldular, bunun sebebi herkesin Türkçesinin çok gelişmesi
mi yoksa artık kimsenin Türkçeyi hakkını verecek şekilde kullanamaması mı? Her ne olursa
olsun kelimeler üzerine düşünmek lazım çünkü sağlam cümleler sağlam karakterler sağlam
dostluklar demek...
olsun kelimeler üzerine düşünmek lazım çünkü sağlam cümleler sağlam karakterler sağlam
dostluklar demek...
Şöyle derin bir köy havası almalı...Soğuğunun güzel hatıraları anımsatarak üşüttüğü, yağmurunun
umut yüklermişçesine ıslattığı ve kendinizi dinlemenize müsade edecek bir sessizliği sunduğu
doyurucu bir köy havası... Sahtelikten uzak ..Tatil bu olurdu sanırım...
Cesaret korkusuzluk değil, korktuğunun üzerine yürüyebilmektir...
Evet kabul ediyorum; korkakça yaşamaktansa cesurca ölmeyi tercih ettim ve ..."Söyledim -
bitti"...Hepsi bu kadar... Yapmam gerekeni yaptım ben, beni ben yapan şekilde davrandım...
Gerçek müslüman;vaktinin her anı, zor durumda olan insanları düşünendir kafasının bi tarafında
bu düşünceyi barındırandır ve uyumaya-gezmeye-eğlenmeye-alışverişe ayırdığı vaktini gerekirse
tatilini, üşenmeyip o insanlar için bi şeyler yapmaya ayırmayı bilendir..işte ilk önce bunu
sorgulamak gerek kendinde!!!
Hayat senaryolardan ibaret.Herkes kendi senaryosunun başrolü. Ama kim ne kadar
senaryosunun yönetmeni?Kimsenin kimsenin hayatına müdahale etmediği bir hayat
istiyorum.Bedeli düştüğünde yalnız kalkmaya çalışmaksa, evet düştüğümde yalnız kalkmak
istiyorum çünkü bunun ödülü varolmamın hakkını verebilmek olacak...
Geçmiş mi gelecek mi derken düşündüm de belki de hatıraların artık iyi bir uykuya ihtiyacı vardır...
Çocukluğuma ziyaretten geliyorum...
Bir varmış bir yokmuş, hem varmış hem yokmuş...
Eğer ışıksız yerlerin mücadelelerine şahit olduysanız, gecenin bir vakti bir sokak lambası çok şey yazdırabilir size... ( gündüze mahkum bitmeyi bekleyen hikaye)
Seçemediğim renkler arasında kaldı turkuaz... İstedim ama beklemedim... Suç bendeydi suça sebebiyet onda...
Tezatlığı ilke edinmek asiliği doğurur diye bir şey yok ama asi davrandığın vakit zaten tezat olduğun düşünülecektir...
Bazen bir bakarsınız da hata yapmaya hakkınız yoktur, kimsenin elinizden almadığı bu hakkı sizden alan yine siz...
Verilen sözlerin arkasında durmak bazen çok yorar, dayanmayı imkansız kılacak kadar çok. Dayanmak o an daha da şart olur işte...
Tüm renkleri görüyor olabilirsin ama eğer o renklerin sana bulanmasına izin veremiyorsan görebildiğin her şeye uzaksın demektir...
Ömür denilen şey hayatla zamanın çocukları değil mi sanki...
Aslında herkesin bir Yıldızı varken her gece Ay'ı aramak niye...
Ey merhamet ne huzur verici bir şeysin sen, hiç bir vasfı olmasa da insanın merhamet dolu gönlü olsun yeter onu dünya güzeli kılmaya...
Gece adım atmaya korktuğu yerlerde gündüz top koşturan insanlar tanıdım...
Sen ne sanıyorsun ki... Duyduğun kadarıyla değil mi tüm bildiklerin... Gördün mü hiç hissettin mi yaşadın mı ben gibi... Bunların hiç birini yapamadın ya peki sordun mu hiç bana... Gerçi sorsan ne olur ki... Söyleyebilecek miyim sanki... Sonuç mu sen de haklısın...
Kimseye bir şey ispat etmek zorunda değilsiniz tabi siz sizseniz...
Başımıza gelen her kötü olay "haksızlık" olarak teselli edilmez mi kendimizce...
Her gece yıldızları sayarsınız ve bir gece bir bakarsınız ki bir eksik çıkar...
Bazı anlarda bir süreliğine susma kararının bedeli bir ömür susmaya bedel olur...
Benim için verilmesi kolay olan önemsiz gördüğüm kararların başkaları için nelere bedel olduğunu anladığım gün büyüdüm ben...
Her şarkı bir hatıra her hatıra bir özlemdir aslında...
Hayatta hiç bir şey, istendiği kadar kolay ya da korkulduğu kadar zor değildir aslında, her şey sadece birazcık uğraş gerektirir...
Siz hiç, surları yıkılmaz ve asla geçit vermez ama içinde hiç askeri olmayan bir kale gördünüz mü?
Ölüm; aslında ifade etmek istenilen bir çok durumun tek kelimelik özetidir...
Neyin peşinden koştuğunuzu bilmezsen eğer ve bir an tökezlersen düşmekten çok kaybolmaktan korkarsın...
Mücadele hayatın eş anlamıdır...
Sabah biter akşam biter, pazar biter pazartesi biter, yaz biter kış biter, 18 biter 40 biter. Ama senin için biten bunca şey aslında hiç tükenmez...
Bazı şeyler anlamsız kalıyorsa bırakın öylece kalsın ve tereddütsüz zamana eşlik edin telaş etmeyin çünkü boşluklar kendini her zaman doldurur...
yorucu ama güzel: optimist; güzel ama yorucu: pesimist
Sabır asaletin göstergesidir buna ne şüphe ancak her sessizlik sabır değildir...
Sahte gülümsemeler değil mi asıl makyajımız, saklamaktan öte gidiyor mu ki sanki hüznünü insanın...
Bazen biteceğini bildiğiniz ve buna üzüldüğünüz anların bitmeyecekmiş gibi yaşamak kendinize verebileceğiniz müthiş bir ödül olabilir.
Her şeyi inkar edebilirsin ama geçen zamanın inkarı olmaz...
Üzülmeyi beceremediğiniz şeyler için üzüldüğünüz olur mu hiç. İnsanın kendini yargıladığı bu nokta çaresizliğin doğduğu an...
Gözlerini kapayana her şey güzeldir, kulaklarını tıkayana her şey doğru mesela, dili olmayana her şey tatlıdır. Yani hayaller hep tatlı, güzel, doğrudur...
Aşkın adalet anlayışı adaletsizliktir...
Ne bugünü dünün esiri edin ne de bugünü yarına esir edin, anı anına vermek lazım...
Anlam bulmaktan ziyade yaşamaya değecek şeyler olmalı insanın hayatında önce... Adım atmak için Anne olması gerekir bebeğin karşısında mesela...
Yüreği olmalı bir insanın kocaman-korkusuz, deli cesaretli ve fedakar, spontane kararlar verebilecek kadar da kendine hakim... Yüreği olmalı...
Dokunsan ağlarım da sırf belli etmemek için mesafeyi koruyorum...
Sen seni affedemedikten sonra her şey boşuna. Vicdan cennette de cehennemi yaşatabilir insana...
Entelektüel takılmaya çalışıp aslında analitik düşünceyle hiç bir alakası olmayan tipler kendini her zaman belli eder ve hep iticidirler.
Yorulmuyorum sadece sıkılıyorum! Değecek her şey için azmim sonsuz ama değmeyecek olanlara vaktim varsa da yok...
Günahı işlerken cesaret sergiliyorsun da bedelini öderken neden korkaklığa sığınıyorsun...
Zamana ödünç verilmiş hayalleri olmamalı insanın... Zaman neyi saklamış ki hayallerini saklasın...
Çocukların masumiyeti bulaşıcıdır, kokularını içinize çektiğiniz anda tüm kötü düşüncelerden arınırsınız mesela...
Güçlü olabilmek için değil mi nefes alışverişlerimiz... Bu hak bize tanınmışken birilerinin korumasına ihtiyaç duymak niye...
Yüreğinize güvenin çünkü ruhunuzun ondan başka dostu yok... Üzse de kırsa da sizin için var olduğunu bilir ve bir gün ödülünüzü muhakkak verir...
Merhamet duygusunu tükettiği noktada öldürdü insanlık insanlığımızı...
Kimilerine sadece "kib" yazarsın kimilerine ise sırf daha uzun yazabilmek için uzun uzun "kendine iyi bak"...
Ne ben sana beni ne de sen bana seni anlat, ben sana seni sen de bana beni anlat böylesi daha güzel...
Seni anlatmak için fırsat bulmak sonra da cümlelerime boğmak en sonunda da bu zamana kadar hiç kullanmadığımı yanağına koymak isterdim...
Bazı tezatlıklar ruhda gizlidir, zaman zaman seslenen... Güneş isterken gölge de aramak gibi bir şeydir bu...
Genellemeler sonuç olmaz sonuca varmak için yol olur sadece...
Tut ki yıprattın kalbimi tut ki tükettin ama yeninden can verecek olana zemin değil miydi bu... Peki şimdi neden bu öfken...
Bazı dünyaları olmalı insanın sığınak misali ama kimseyi sığdıramadığı tek kişilik odalar gibi... Seni duyan seni anlayan seni gizleyen...
Duyduğunuz en güzel ses ne bir şarkı ne bir melodi beklediğiniz nefesten geldiği için sadece bu denli güzel...
Kaybettikçe kazanmadık mı çok şeyi... Sahiplenmeyi öğrenmedik mi sanki...
Acıları birbiriyle kıyaslayarak öğrenmedik mi bu hayatı...
Aşıkken şair olanlar ayrılınca nası oluyor da canileşebiliyor acaba...
İnsan bir kez doğar bir kez ölür ve bir kez sever...
Sana ruhum gülümsüyor, simamın belli etmesine izin vermese de gururum, sana ruhum gülümsüyor...
Bazen derine gömmek isterken battığınızın farkında olmazsınız...
Sen öldüğün günden itibaren kusursuzlaştın...
Siz siz olun asla Siz olmaktan vazgeçmeyin...
Saklanmaya çalıştıkça ortaya çıkan her şey gibiydi ruhu... Şehrin ışıklarından uzaklaştıkça kaybolmasından anladım...
3 harf kadar uzak olmak: "gel"...
Zihnen kör insanların gördükleri ne kadar önemli olabilir ki...
Ruhen dinginlik zihnen başarılara gebedir... Zihnen dinginlik ise mutlu ilişkilere...
Bazen bir kaç saatliğine de olsa "boşverebilmek" gerekir... Bu kadarını hatalarınız bile hak eder...
Düşüncelerinin arasında kaybolan insanların da rahatlamaya ihtiyacı var... Bu kadar eziyet etmeseler kendilerine...
uyumaya mı geldik demeyin sanırım uyutulmaya geldik...
Bazen hiç düşünmeden bir sinirle verdiğin kararlar sonrasında çokça düşündürüyor zaten insanı...
Eksik denen şey asla tamamlanmaz tamamlansaydı eksik olmazdı...
İnsanlar bilmedikleri gibi yaşadılar bense öğrettiğin gibi tek fark buydu...
Aynaya baktığında bedeninden ötesini göremiyorsan eğer baktığının sadece bir boşluk olduğunu da bilmelisin.
İçimdeki ses dışımdekine "sahip", dışımdaki de içimdekine "üstad" der her zaman...
Klişeleşmiş lafları tekrar tekrar sofraya sunmak yerine neden kendince bir yorum yapamaz insanoğlu? Yeterince anlam çıkaramamaktan mı hayattan...
Ne kadar plansız yaşamak istesek de zamanla anladım ki zamanın gerekliliklerini yaşarken aslında ömrü takvimlemişiz.
Bazen aynı şeylerin ucunu tuttuğumuz görüp birbirimize yol göstermeye kalksak da YANLIŞ... Her insanın hayat felsefesi çok başkadır aslında...
Biraz mola ver ve özlediklerine dön öyleyse... Özlem, sonunda kavuşma varsa güzeldir yoksa keşkelere boğar insanı benden tavsiye...
Güzellik ve çekiciliğin sırrı insanın enerjisinde saklı...
Yaşadıklarının gerçekçiliğine ve hislerinin samimiyetine inandığınız insanlarla empati kurun...
Hayatı sevmek eşiittir kendini sevmek, kendini sevmek eşittir yaradılanı sevmek, yaradılanı
sevmek muhakkak ki yaradandan ötürü...
Ne kadar şık, zarif, göz alıcı olursan ol içindeki ruh huzurlu olmadıkça aynada çok da bir şey
göremezsin...
Ömür
gökçen mavice'nin şiirine hitabennn:)))
güvenemezsin
inanamazsın
ve asla bilemezsin
nerde nasıl ne konumda bulacağını: benliğini
benliğin benden öteye gitmişse şayet...
yansın bu kibrit
sorun mu..
aksiyse durum
avuçla bu kez,
ne yangını yakar bedenini ne de
sönmesi bitirir her şeyii.
farkında mısın sanırsın
geçen her dakikanın,
benliğin benden geride kalmışsa.
öteye koy beniliğini
istiyorsan eğer
doyasıya hayatını...
güvenemezsin
inanamazsın
ve asla bilemezsin
nerde nasıl ne konumda bulacağını: benliğini
benliğin benden öteye gitmişse şayet...
yansın bu kibrit
sorun mu..
aksiyse durum
avuçla bu kez,
ne yangını yakar bedenini ne de
sönmesi bitirir her şeyii.
farkında mısın sanırsın
geçen her dakikanın,
benliğin benden geride kalmışsa.
öteye koy beniliğini
istiyorsan eğer
doyasıya hayatını...
Kelebek Zaman
Ne kadar da çabuk büyüyoruz... Ne kadar da çabuk geçiyor zaman... Geçenlerde Kız Lisesindeydim, bizden bu yana bir tek Hasan Amca kalmış orada. O kokusunu zihnime kazıdığım bahçede sanki her şey yine aynı, eski zamanlardaki gibi... Ne kadar da çok hatıramı saklamışım o dört duvar arasında aslında... Her köşesine ait hatıralar, dokunduğum her yerde bir anı… Duvarlar sürekli boyansa da bahçede ufak tefek değişiklikler yapılmış olsa da, o iğde ağacı orada durdukça manolyaları açtıkça ve havasındaki o kokusu oldukça her hatıra aynı tadında kalmaya devam edecek… O demir kapılardan içeri attığım her adımda yine yıllar öncesine döneceğim, bunu çok iyi anladım.
Hiçbir şeyi unutmak mümkün değil; acıları, mutlulukları, üzüntüleri, eğlenceleri, şakaları ve doyum olmayan arkadaşlıkları… Hiç birini unutmak mümkün değil… Her hatıra zamanında nasıl bir tat bırakmış olsa da biraz nemli biraz iç çekişli şimdi. Aslında ne çok şey var o yıllara dair yazılacak… Çok şey var…
Mucize

Kucağınıza aldığınızda bir arayışta sürekli, sizde de sürekli öpme sürekli ellerinizde olsun isteği… Aslında her şeyi farklı, komik geliyor insana mesela ayakları çok komik geliyor, elleri… Ve masumiyeti, masumiyeti çok kandırıcı geliyor. Ona baktıkça hayatta kötü bir şeylerin olamayacağına inanıveriyorsunuz anlık bir şey de olsa, kanıveriyorsunuz… Ve bu kadar ufak bir şeyin nasıl oluyor da bu kadar mutluluk verici olabileceğine şaşırıveriyorsunuz, sebepsiz mutluluklara sebep olan mucizevî bir şey…
Bir Karar
bazen.. bazen almanız gereken öyle kararlar vardır ki, ne bir yol vardır bu kararı baştan çıkarabilecek ne de bir çözüm onun düğümünü çözebilecek..hiç bir şey ama hiç bir şey bulamazsınız o kararı almaktan başka..o karar ki en söz dinlemeyeninizi bile itaatkar, en inatçınızı boyun eğen yapar...onun eşiğine geldikten sonra zaten çok da önemi kalmaz verdiğiniz tavizlerin çünkü bilirsiniz daha sonrası daha çok acıtacak canınızı..ama şimdi canınızı yakacak karar geleceğinizi kurtaracak aslında..sadece biraz CESARET..
onun yalancı bahçesinde bir çiçek olacağına, kendi canını acıtsın yüreğim...
Oyunlar Da Ağlatırmış
her birimiz oyunlar oynadık..zamansız, tutarsız ama aslında hep yalansız...ve en acı gözyaşlarını bu oyunlar sonunda döktük..nerden bilebilirdik ki oyunların da ağlatabileceğini...
bir oyun, sonunda gözyaşı döktürüyorsa eğer bu onun masumiyetini kaybettiğindendir. ve o noktada dökülen her gözyaşı medetsiz, söylenen her söz kifayetsiz, kırılan her kalp ise telafisizdir aslında.
o noktaya asla gelmemeniz dileğiyle.
Her Oyun Gibi
ben yazdım ben oynadım hayatımı aslında, giren çıkan kimse de farketmedi... bu da benim oyunumdu işte...
Unutmak
unuttum dediğimde
yalan söylemiyordum aslında
ama bilemezdim ki
her unutmak unutmak değilmiş meğer
unutmak hatırlamak istememekse eğer
en zayıf anında hatırlamakmış...
AŞK
aşk;
gereksizdir
sebepsizdir
ama en önemlisi
medetsizdir...
Gurur
Izdırabına çözüm bul;
Kurtuluşu yoksa ızdırabının, kucağında tutmayacaksın yersiz gururunu...
Mutluluk
Mutlu olmak için mutlu etmek bencillik midir?
İki tarafta mutluysa kim takar gerisini der çoğumuz ama... Buradaki hissiyat biraz detaylarda gizli gibi..."Teşekkür" almak için hediye vermek gibi bir şey sanki bu. Bence mutlu etmenin sonucunda mutlu olabilmek, öncelik işi gibi biraz...
(26/03/2011)
Şikayet Ettiğiniz Hayatlarınız, Bir Başkasının Hayali Olabilir

Elinizle ittiklerinize el açacak olanları düşünün, aç insanlarımızı, çocuklarımızı düşünün ve yine de eğer gerekli olduğunu düşünüyorsanız işte o zaman şımarın lütfen: şımarabiliyorsanız eğer...
Telafisiz
çok değer verdiğiniz biri bi an gelir ve öyle kırar ki artık hiç bi şeyin eskisi gibi olmayacağını bilirsiniz..özlersiniz ama ama ama..kalpte telafi yok..ve ufacık anlar vardır hiç bi şey yaşanmamış gibi davranmak istediğiniz, davranırsınız da ama ufacıktır o anlar...ve her şey sahici rengine döner hemen...
Sensizlik
Geçmeyen zamana mı yansam yoksa sensiz geçip gittiğine mi... Zaman, biliyorum, sınıyor beni hem de sensizlikle ama bilmiyor ki kalbimin neler çektiğini; benden izinsiz kalbime girip kilitleyip kendini içeri sonra da anahtarı alıp gittiğini...Bir bilse bir bilse o bile acırdı halime...
Sadece Sen
Sadece seni sevmek istedim ben sadece seni… Sadece seni görsün bu gözlerim, sadece sana dokunsun ellerim sadece senin kokun, senin sesin…Sadece seni beklemekti tek özlemim…Ve keşke sen bunları anlayabilseydin.
İlk Cemre Düştü Bahar Geliyor Artık…
(Blogumda bir yazı istemiştin hatırlıyor musun? Sabah uyandığında ilk bunu okumanı istediğim için yetiştirmeye çalışıyorum bu saatte ve sen uyumaya hazırlanırken şu an "Nihal sen yatmıyor musun?" deyip duruyorsun senin için bunu yazdığımdan habersiz:)
Bir sıcaklık bekler insan en zor anında, karşılık beklenmeksizin, koruyucu, destek olan ve hep yanı başında bildiği… Gözlerine baktığında içinin acıdığını anlayacak ve dokunduğunda kalbine bir perde olacak… Her daim yanında olduğunu hissettirecek… En önemlisi karşılıksız sevecek… Ben kolay sevemem en iyi sen anlamışsındır bunu benden çektiklerinden sonra, herkese değer veririm ama sevemem kolay ya da zor çünkü çok çok zor severim biliyorsun o yüzden bunun sana ne ifade edeceğini bildiğim için yazıyorum şu an: ben seni çok seviyorum Bahar. Ben seni neden mi seviyorum beni karşılığını istemeden sevdiğini bildiğim için… Benim için de kıymetli olan buydu canım dostum…
Çok yazar çizerim aslında ama bilirsin konu kendi duygularım olunca bunu beklendiği kadar kolay yapamıyorum. Belki çok yoğun hissettiğimden yetmiyor kelimeler ya da hayatımda hep bir gizlilik olsun isteğimden kaynaklanıyor bu, anlamlar kifayetsiz olsun istiyorum hissettiklerime ve bir sır gibi gömülsün benimle birlikte belki de…
Burada da öyle olacak, yazdıklarım ne sana yetsin ne de benim hatıralarımı anlatmaya yetecek, unutma…
22 Eylül 2008 sabahı saat 6 buçuk civarı (Burdur’dan her zamanki dönüş saatin)… Odaya ilk girişini hatırlıyorum. Sen her anlattığında hatırladığımı inkar etsem de tatlı sürtüşmelerle hatırlıyorum. Gerçi senin benimle ilgili ilk izlenimlerin kadar ilginç izlenimlerim olmamıştı benim. Uykudan her uyandığımda gülümserim ya ben gülümsemişim işte sana da öyle ve o anla başlamış aslında bizim kardeşliğimiz…
Aslında her güzel anımızı yazmak isterdim buraya ama aşikâr ki blogda yayınlanacak belli bir sınırda kalsa ikimiz için de iyi olacak…
Paylaştığımız onca güzel gün ve inşallah da paylaşacağımız güzel günler olacak… Hepsi çok güzel hepsi ayrı tatlarda birbirinden farklı lezzette, bu kadar lezzet var mıdır bilmem hayatta ama ben her güzel-zor-çekişmeli günden farklı bir tat aldım…
Çok sabahladığımız oldu aslında, senin bana film izletmeye çalıştığın zamanlar ki çoğunda kucağında uyuyakaldığım… Omuzlarımıza sığındığımız birçok zaman, açıklama yapma gereği duymadan sadece o omza ihtiyacımız olduğunu bilmemiz yeterli. Ve büyük mücadeleler, mücadeleyi ben kazandım ama artık sende benim gibi sadece fragman izliyorsun hafta sonu sabahlarımızı süsleyen Beyaz Ev-Safir kahvaltılarımız, Polatlardaki en doyurucu dakikalarımız, İstanbul-İzmit seferleri… Soğuk günlerimizi süsleyen milkshakeler akşamlarımızın vazgeçilmezi Mitolojideki bitmeyen kahveler ve tavla… Bir türlü doymayan midelerimiz, kiloluk dondurmaları tüketişimiz, plansız planlarımız… En büyük tecrübelerimiz, soğuğa rağmen kalacağız diye tutturduğumuz tatil bitişleri… Sinemalardaki filmler sonu gelmez soru furyalarım ve senin sabırlı cevapsızlığın… Doğruluk mu cesaret mi oyununun en sınayıcı dakikaları… Film senaryolarımız… İkimizin de paralarını tükettiğimizdeki tasarruf politikalarımız… Ve daha birçok güzel an birçok eğlenceli dakika… Şimdi düşünüyorum da eğlenmek için bir şey yapmaya hiç gerek duymadık biz, üzüntülerimizi gülücüklere dönüştürmeyi başarabildik hep…3 yıla sığamayacak kadar güzel günler… Ve her günün bir kaşık daha kattığı dostluk, bizim elimizde şimdi 3 yıldan geriye kalan…
Sen Sakarya’nın bana verdiği 5 güzel şeyden birisin bunu sakın unutma… Hep yanımda ol tamam mı? Sen hep yanımda ol ki ben de sana gülümseyebileyim… Canım dostum güzel kardeşim benim iyi ki varsın iyi ki DOĞMUŞSUN iyi ki YANIBAŞIMDASIN…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)