31 Aralık 2012 Pazartesi

2013

Ey 2013!!
Mademki herkesin sana bir çift sözü var benden de olsun istedim :) Şimdi beni iyi dinle: Çok Şükür Senden Ekstra Bir Şeyler İstemiyorum Olanları Götürme Yeter :)

30 Aralık 2012 Pazar

Telafi Teorisi

Zamanlama... Doğru adımların yelkovanıdır kendisi..
Zamanında yapılmayan telafinin telafisi olmaz derdi bir büyüğüm... Doğrudur, zira Telafinin bile bir son kullanma tarihi vardır aslında... Bir çok şey için zaman serinletici bir rüzgar olabilir ancak telafi bekleyen adımlar için zaman aslında öldürücü bir etkidir sadece... Bu incecik çizgide sakinliği beklemek yerine sıcağı sıcağına yapılan telafiler muhakkak ki daha kolay çözümler sunacaktır o kocaman gördüğünüz düğümlere...

24 Kasım 2012 Cumartesi

Bir Kasım Sabahı

Aldatıcı bir güneş… Sabah saatleri… Bir gün bu kadar mı uzak olur yoğunluktan-gerginlikten-menfaatten diyesi geliyor insanın hatta haykırası hiç çekinmeden kendini ertelemeden dilediğince gönlünden gelerek… İşte tam da o kadar uzak o kadar sıyrılmış o kadar masum. Rüzgâr uyandırıyor günü “ Sen yaz sabahı değilsin ey gün”  birden fark ediveriyor inanmayı seven insan “Sen Kasım sabahısın”.
Kasım… Hani şu filmlere destan olmuş kasım var ya hani aşkı başkalaştıran. Hava soğuk ama üşütmüyor gün parlak ama gerçekçi yürüdükçe sessizce yorum yapan sadece gözler, gözler düşünceli. Uzunca, sıcak tutmasını istemediğin bir ceket, ellerin ceplerinde üşüdüğün için değil ama öyle ki düşündükçe taşıyamamaktan korktukların için. Uzunca bir yürüyüş sessiz yalnız ama dopdolu.
Bazen başın kalkıyor derince bir iç çekmek ve yeniden anlamlandırmak için düşüncelerini, o gücü bularak sonraları yavaş yavaş eğiliyor düşüncelerinin derinliklerinde belki bir gözyaşı için belki yılların yorgunluğu. Sonra bir rüzgâr ki tekrar kalkmasını sağlıyor, önce yürüdüğün yola dikkat ediyorsun uzun gibi geliyor ama en güzeli bomboş yalnız senin bedenin var, ağaçlar bir anlam yüklemiyor belki ama kuşlar seni çağrıştırıyor sana, gitmek istermiş gibi gelen kuşlar.
İçine çekiyorsun yalnızlığın serinliğini ve kasımın aşka gebeliğini. Çok düşünmemiştin ki çok istemiştin ama düşünmemiştin yaptığın güzel şeyler için. Sonbahar bu kadar mı yakışır düşüncelerine… Kuru yapraklar serin bir güneş boş bir yol ne kadar tezat gelse de güzel gelmiyor mu sanki bu sabaha. Hayatlarımızda da böyle olmuyor mu sanki sonbaharlar ama her şeye rağmen güzel. 
Tavsiyem şu ki bazen böyle yürüyüşler iyi gelebilir sonbaharları anlamaya. 

Hayatın Dokunuşları


Gözlerinizin hiç yüksekçe bir dağın ufuk çizgisine daldığı olur mu arkasındaki gün ışığına ya da. Bir ağacın en ince dalının rüzgârdan titremesine en ucundaki yaprağınsa dimdik duruşuna bakarken buldunuz mu kendinizi hiç yaprağın düşüp düşmeyeceğini merak ederek. Rüzgârda uçmaya çalışan bir kuş dikkatinizi çekti mi hiç bir kaç dakika da olsa nasıl uçacağını merak ederek izlemeye devam ettiniz mi? Hiç karınca yuvalarının hareketliliğini gözlemlediniz mi etrafında bir tane bile karınca kalmadığı zamanlarda kısa bir süre sonra yağmurun yağdığını tecrübe ettiniz mi hiç? Hiçbir sıkıntınız olmadan sadece hayatın hareketliliği için kısa bir süre de olsa kollarınızı dizlerinize bağlayıp başınızı göğe kaldırıp düşündünüz mü hiçbir şeyi ya da her şeyi?  Çok yüksek bir yere çıkıp kollarınızı açıp rüzgârın tersi yönüne döndünüz mü hiç?  Ya da hiç geceleri ayı seyrederken çevresindeki halkalara çarptı mı bakışlarınız gecenin soğukluğunun işareti olduğunu tahmin edebildiniz mi? Sırf güneşin doğuşunu yakalamak için kalktığınız olur mu uykunuzdan?
Hayatın bu ufak ama gerçekçi dokunuşlarına şahit oldunuz mu hiç kendinizi insan olarak yaratıldığınız için özel ve milyarlarca insanın içinde bir insan olduğunuz için sıradan hissederek. Gönülden şükr-e vesile olan bu dokunuşlara dalmış buldunuz mu benliğinizi hiç.

Herkes Bir Savaşçı


Gülümsemek için kötü şeylerle sınanmayı beklemeyin, umutlu ve yılmayan bakış açısına sahip olmak için savaşçı yanınızın sınanmasını beklemeyin.
Elbet ki her insan az çok savaşçıdır, kimi kazanan kimi kaybeden bir savaşçı, kimi mücadeleci kimiyse savaşmaya mecbur kılınmış bir savaşçı, kimi dalgacı kimi ise yenilgiyi baştan kabul etmiş bir savaşçı… Ama aslında her insan bir savaşçı... Savaşın en kötüsü ise ölüme verilen olsa gerek. Bu yüzden ki bu büyük savaşla sınanmayı beklemeyin hayattan zevk almak için… Çünkü bu savaşa girmeden nasıl bir savaşçı olacağınızı bilemezsiniz ve eğer olur da kazanan bir savaşçı olursanız ki inşallah bu günlerinizi harcadığınıza sitem edersiniz kendinize… Bunu beklemeyin bugünleriniz en önemlileriniz olsun.
Umut dolu mutlu ve içinize sinen bir gün olması dileğiyle…

5 Kasım 2012 Pazartesi

En Tutkulusu

Her şeyi bırak İnsanlığıyla kazanmalı insan, yıllarca süregelmiş tüm beklentileri bir anda çizgi dışına çıkarabiliyorsunuz mesela.. Çünkü hayat böyle olunca güzel ve anlamlı ve şeffaf ve derin ve değerli en önemlisi sana ait olduğunu hissediyorsun böyle.. Karakteristik bir hayat en tutkulusu yani..

Bakış Acısı :)

Kaybetmenin bile kazandıran bir yanı vardır aslında önemli olan özümseyerek yaşamak.. Ruhunla dost mantığınla yoldaşsan, aynaya bakabiliyorsan kendinle çatışmadan ve en küçük cümlelerin bile "iyiyim" der gibi seninse ve dürüstse Düşmek korkutmaz ki seni Her düşüş bir sıçrayış getirir nasılsa daha da yüksek yerlere.. Sen de biliyorsun..

12 Ekim 2012 Cuma

İnsan Olmak Yeterli Mi?

Umutları olmalı insanın öyle değil mi ve o umutlara ulaşabilecek gücü... Gücü olmalı insanın ve tabi ki o güce hakim olabilecek ruhu... Öyle ki ruhu olmalı insanın ve o ruhu sağlam kılacak insanlığı... Öyle bir noktaya geldik ki "insan" olarak yaratılmak yeterli olmuyor bu vasfa sahip olmaya ve bu yüzdendir ki insanlığı olmalı insanın onu her şeyden önce Yaradana layık kılabilecek...

3 Ekim 2012 Çarşamba

Hak eden Kazansın

"Hak eden Kazansın"
ne kadar güzel ve güvenilir bir cümledir aslında, inanarak hissederek söylendiğinde adaletsizliğin ve bencilliğin içindeki şu dünyada... Ne kadar huzur verici masum kılıcıdır... Ne çok yükten kurtarır aslında benliği... Ve benliği arınmaz mı insanın inandığı güzel şeylerde... Kader bilincinde adaletli savaşma şekli sanki hak edenin kazanmasını isteyip kabullenmek... Adaletli savaşmak değil midir en güzel ödül... Eee öyleyse Hak eden Kazansın!

Aşk Bana Senle Dokundu

Sorma işte neydim ne oldum diye
Tarif edemez ki dilim
Lisan yeterli midir buna
Değil elbet
Sebepsizse güzeldir Aşk bilirim
Sebepsiz tutkuya Kader denir bunu da bilirim
Kader insana bir kez çizer aşk-ı
Bu da kabulüm
Sen mi sen de şunu bil
Hepsini bilmeme tek sebep şu
Aşk bana senle dokundu...

Alışmak Acıyı Kabullenme Şekli

Ölümü ilk kez o gün anladım... Özlemin nasıl can yakacağını sonrasında da... Direnemem, dayanamam sanırdım asla alışamam... En kötüsü de o oldu işte alışmak... Çare mi değil... Alışmak unutmak değil ki kabullenmek sadece acıyı kabullenmek gerçeği değil... Alıştığın ölüm olmuyor asla alıştığın sadece acı... Nasıl ki uzun süreli kesik uyuşur bir süre sonra bu da öyle bir şey işte... Ama bazen ufacık bir soğuk tekrar ilk anki  acıyı hissettirmez mi..
Her ölüm bir kesik hayatında, alışkmak ise acıyı zamanın kabullendirme şekli sadece...
(Not: Bir yıl gecikmiş bir yazı)

19 Temmuz 2012 Perşembe

İstenmeyen Cevaplar

İnsanlara, istemedikleri cevapları verdiğinizde hep "aksi" olan siz olursunuz..  Hatta çekilmez, ters.. Daha fazla ileri gidebilecekler için ise "uyuzun teki" bile olabilirsiniz.. Neden mi? Çünkü duymak istedikleri şeyleri söylemenizi bekler hatta psikolojik olarak bunu emrederler ve bir anda bu etkinin altında bulursunuz kendinizi.. Ve siz bu baskıya meydan okuyup kişilerin göz ardı ettikleri şeyleri dürüstçe söylediğinizde bahsettiğim vasıflara sahip oluverirsiniz..
Aslında bunun anlayışsız arkadaş tavrıyla bir alakası yoktur fakat karşı taraf için dürüstçe, bu aksi tavırlı hallerinin aslında yanlış taraflarını dile getirmeniz sizi anlayışsız ve paylaşımsız arkadaş yapmaya yeter..
Saçma çok saçma.. Duymak istediklerimi söylemesi için yanımda bulundurduğum kişi arkadaş değil bir kukladan ibarettir aslında.. Günümüz koşullarında kolayca, basit çok basit şeyler için aldığımız tavırlar, yaptığımız kavgalar ve adaletsiz savunmalar sonucunda neden arkadaşım dediğim kişi beni haksız olduğum halde haklı göstersin ki.. Haksızı savunmak arkadaşça mı yani??
Ama eminim çok kişi bu durum sebebiyle gerçek arkadaşlığı kaybetti..
Şimdi bu kadar basit bir konuyu insan niye ele alır ki sayfasında diye düşünenlere söylüyorum :
Mutlu olamamaktan şikayetçi insanlar var ya, o insanların göremedikleri sebeplerdendir, bu basit dediğiniz şeyler..
Unutmayın mutlu olmak zor değil onu zorlaştıran bizleriz...

24 Mayıs 2012 Perşembe

gönül suskun

gönül yorgun gönül bitkin çünkü gönül izahatlara çaresiz suskun... suskunluk aslında asla dokunamayacağı bedenlere gelmiş, fırsat buldu ya tahtını da kurmuş... susanın susmalarından ise cevap bulan tek kişi dostmuş...

çocukluk

büyümekle çocukluk etmişiz halbuki...

Sabır

Bazen beklenen izahı yapamayacağınız seçimleriniz olur. Çünkü izah ederseniz insanlığınızdan, seçim yapmazsanız kendinize olan saygınızdan yitireceğinizi bilirsiniz... İşte tüm meraklı gözlere karşı susmalarınız bu noktada "Sabır" olur.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

hayallerim

hayallerim vardı benim...
deli dolu çılgın heyecanlı
durmak bilmez sınır tanımaz
benzersiz belki çoğu zaman anlamsız
ama her zaman sıradışı
hayallerim vardı benim
saklanmayı çok iyi bilen
uzaklaşmaya ise gebe
vakti geldiğinde gidebilen
delikanlı mı delikanlı
hayallerim vardı benim
cesaretimi korkularıma perde kılan
herkesten her şeyden önce yanıbaşımda olan
aşk gibi tutku gibi
hayallerim vardı benim...


19 Mayıs 2012 Cumartesi

İnsanoğlu

batan günün ardından bakmaya benzer...
biten güzel bir günse
başlayan da güzel bir akşamdır elbet...
         hayatın sendeki tarifidir bu insanoğlu...
         senin hayattaki tarifindir bu...

Umut

....

ve umutsa seni yaşatan...
sarıl ona...
sıkı sıkı tut...
asla ihanet etme...
çünkü onun gibi hiçbir şey kaldıramaz seni ayağa...

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Özledim



ellerim sensizliğe alışkın değil ki
değil işte...
özlemek?
özlemekse hiç ellerime göre olmadı ki...

                                           

15 Mayıs 2012 Salı

Mutluyum...

Mutlu muyum?
Bilmiyorum...
Ama şayet mutluluk şu anı kaybetmekten deliler gibi korkmaksa
Hiç bir şeyden korkmadığım kadar
Evet deliler gibi korkağım bir o kadar da mutlu
Ve durum şu ki
Ben meğer daha önceleri hiç korkmamışım...

Mutlu muyum?
Bilmiyorum...
Ama şayet mutluluk doyasıya çocuk olabilmekse
Hiç masum olamadığım kadar
Evet çocuklar gibi masumum bir o kadar da mutlu
Ve durum şu ki
Ben meğer daha önceleri hiç çocuk olmamışım...


Mutlu muyum?
Bilmiyorum...
Ama şayet mutluluk tarif edilemeyen bir şeyse...
Ömrümde tarifsizliğin değmediği cümlelerime
Evet deliler gibi kifayetsiz sözcüklerim bir o kadar da mutlu...
Ve durum şu ki
Ben meğer daha önceleri hiç kifayetsiz kalmamışım...


Mutlu muyum?
Bilmiyorum...
Ama şayet mutluluk her şeyden arınmış bir ben olabilmekse
Varlığım ruhumda tüm düşüncelerden ıraksa
Evet deliler gibi kendimim şu an bir o kadar da mutlu
Ve durum şu ki
Ben meğer daha önceleri hiç kendime kalmamışım...

Ve şimdi
Biliyorum ki mutluyum
Bana beni bahşettiğin
Tüm anlamlı kifayetsizliğim
Tüm tatlı korkaklığım
Yüreğime öğrettiğin mutluluğun
Ve senin için
Çok mutluyum...


7 Mayıs 2012 Pazartesi

Sadece Bir Sokak İstiyorum

bir sokak istiyorum
tanıdığım kimseyi görmeyeceğim
ve kimse tarafından tanınmayacağım
öylece yürüyebileceğim bir sokak

herkese özgürce gülümseyebileceğim
bununsa sadece
insanlık olduğu düşünüleceği
ve masum gülümsemelerle cevaplanacağı bir sokak

ve öyle bir sokak istiyorum ki
bana herkesten uzak
bana benden yakın bir ben
verecek
ve benim sadece bana kaldığım bir sokak olacak
işte tam da böyle bir sokak istiyorum
bana beni armağan edecek bir sokak...

Nar Çiçeği

sana yakıştığı kadar yakışmadı tenim hiç birine... gözlerim aydınlanıverirdi gerdanıma düşen ışığında ve sen kadar ısıtmadı gülümseyişimi hiç biri... bilirdim çünkü sen hep başka bir ışıktın göz bebeklerimde beni sevdiğini bilirdim seni sevdiğimi bilirdin ve çok bilinmeyenli şu hayatta az bildiğim şeylerdendin...

6 Mayıs 2012 Pazar

Çocuk & Şehir

ıslak bir şehrin yalan gözyaşlarıymışsın...
kanmamak gerekmiş sözcüklerinin büyüsüne..
ben...
kandırılmak isteyen küçük çocuk...
sen...
tüm güzelliğiyle gönlümü çalan ışıklı şehir...
asıl olan...
bir çocuk kandırıldığında her şehir ağlar...
bir şehir ağladığında her çocuk inanır...



11 Nisan 2012 Çarşamba

Bir Noktalık Ömür

Hayat noktası konmamış bir cümle, ölüm ona kavuşmadan önce...
Ölüm ise asıl başlangıçlara gebe...


18 Mart 2012 Pazar

Bir Bahara Uyandım Şimdi

bir baharın sessizliğine uyanmak istediğim kadar güzeldi yalnızlığım... sessiz güneşli ılık ve benli... Öyle bir bahar ki onca kış sonrası hala rüzgar büyülenir saçlarından, nefesin her şeye rağmen ılık, gözlerin onca zaman sonra bile kamaşmıyor alışık olmadığı güneşten öyle bir bahar ki tüm umutlar hala yüreğinde ve öyle bir bahar ki sen sen olduğuna aralıksız şükürde... sakın şaşma, hayat bile dost olmak ister bu baharın karşısında... öyle bir bahar ki varlığındaki güçten başka bir şey değildir aslında, daha ne olsun...

7 Şubat 2012 Salı

Vazgeçmek

hiç bir şey sebebi değildi sessizliğimin,
vazgeçilmezi olamadığı gibi hayatımın
hiç bir şey...
ne vazgeçilmezlerden vazgeçmiştik halbuki...
vazgeçilmez vazgeçmek?
gerçek mi bu kelimeler
gerçekten yaşanılan hissedilen şeyler mi
yoksa sadece kelimeden ibaret mi?
aslında bakarsan cevap belli değil mi
ben ne vazgeçilmezlerden vazgeçtim ey Hayat...
şimdi sakın bana vazgeçilmezimi sorma
vazgeçtim çünkü
ve sakın bir suçlu arama
beni buna sen alıştırdın nasılsa...