29 Eylül 2013 Pazar

Kadrajıma Dokunuşlar - 4 (Bir Karadeniz Hikayesi)

Güzel bir eylül ayından kalanlardı bu kez kadrajıma dokunanlar.. Siz deyin tatil ben diyeyim kafa dinleme ailem desin kaçış. Sonuca bakmak gerek elbet. Sonuç mu; keyif dolu, sıcacık, içten, kendine kaldığın huzurlu ve kazançlı günler.. 
Karadeniz.. 
İnanılmaz güzel ve de huzurlu bir yer, bu tabir çoğunlukla duyduklarınızdan ama benim için Karadeniz inanılmaz da çekici. Tatil için tercih edilmesi gereken öncelikli yerlerden kesinlikle, sakin ve samimi.. İnsanlarına doyamıyorsunuz mesela, tatlı tatlı teyzeler, şiveleri daha dillerine yeni düşmüş ufaklıklar  ve o doyumsuz kahvaltılar, benim gibi midesine düşkün biri için bunun ne kadar önemli olduğunu bilen bilir elbet. Ama o tereyağları, Trabzon'un ilçelerine özel o tuzlu çeşit çeşit peynirleri, sıcacık kuymaklar, taş gibi ama doyumsuz kurabiyeleri, "ya fındıkları?" dediğinizi duyar gibiyim ve tabi ki fındıkları. O siyah üzüm bağları yok mu o bağlar beni kendine aşık etmedi değil, elim yüzüm ağzım üzümle bütünleşinceye kadar yemişimdir herhalde üzerinize afiyet. Kapısını çaldığınız herkesin öncelikli ikramı o mis kokulu üzümler. Karamiş var bir de es geçemeyeceğiniz ağzınızı buruş buruş yapan kiraz benzeri bir meyve. Sonra kivi bağları.. Balkonlarda oturup da baktığınızda o kivi bağları resmen bir deniz misali yeşilin tüm tonları güneşle dansta.. Tabi sincaplar cirit atıyor o bağlarda, rastlamamanız imkansız. Çay bahçelerinden hiç bahsetmiyorum, onlar zaten Karadeniz toprağının Kızıl Elma amacındaki yeşilliği..
Meğer 4. çaya denk gelmişiz ya biz, misafir falan dinlemeyiz deyip keşanı doladılar mı başımıza elimizde çay makası kır kırabildiğin çayı, kırabildiğin nasılsa senindir. 
Yollarına kurban denir ya ha işte bu tabiri de ben bilhassa Karadenizin köylerine ithaf etmek istiyorum zira bir günde 8-9 km yol yürüdük, gezmek amacındaysan arabaya atlayıp camdan fiyaka atmaya lüzum yok değil mi ama. Biz de doyasıya yürüdük, köyler boyunca eşlik eden ufaklıklarla tabi, onlarsız olur mu "Abla nerelisin ki sen.. Abla benim de resmimi çeksene.. Abla bak bu üzümden de ye lütfen.." gibi çocuksu ısrarlar olmadan olmuyor bence, onların ellerinden yediğim her şey bin kat daha tatlıydı. Çokça da ıslandık elbette ki, Karadeniz yağmurunun ne zaman nasıl bastıracağını kestirebilecek kadar çok ıslandım hem de. O babetler, spor ayakkabılar falan vız gelir. Ama işin güzel yanı üşümüyorsun, ıslandıkça ıslanıyorsun rüzgara karşı yürüyorsun koşuyorsun dans ediyorsun ama üşümüyorsun, bu Karadeniz insanının ne kadar inatçı ve dik başlı olduğunun tabii kanununu açıklar gibi. Bulutlarla şarkı söyleyip yağmurla dans ettik bolca, sesimiz kısılana dek hem de. 
 Yabani kahve ağaçları mı görmedik, buradakilerin iki misli büyüklüğündeki böğürtlenleri mi. Sabahın en erken saatlerinde başladık güne, çünkü gün yetmedi çoğu kez bize. En güzeli de sana eşlik eden insanlar, öyle nazlı öyle mırın kırın çıtkırım değil Karadeniz insanı. Harbi derler ya hani ha işte aynen de öyle. İçten ve doğal, ellerinden gelse yüreklerine koyacaklar gibi hisseder insan bu yakınlığın etkisinde, ellerinden gelmiyor da değil. Çay sohbetleri o bahçelerdeki, 7 yıldızlı oteli kıskandıracak manzarada balkon sefalarıyla, düğünleri dernekleriyle, festivalleriyle inanılmaz keyifli ve yaş kaç olursa olsun eğlenceli insanlar, hatta iddiasına bile girebilirim ki ihtiyar insanları daha da eğlenceli sohbetlerine doyamıyorsun hele şakalarına.
Tulumuyla kemençesiyle her an şarkıya türküye hazır duygulu insanlar üstelik.. 
Ama her şeye rağmen pazarlarında hala benim şehrimin esintisi yok değil, zeytinimizden bahsediyorum elbette - Sele Gemlik 10 TL :) Ee ağızlarının tadını bilen insanlar olduklarını söylememe gerek yok sanırım.
Birkaç seri alabilecek bir Karadeniz gezisiydi ama şimdilik bu kadar olsun. Başka bir tatil fırsatında yolumuz tekrar düşecektir muhakkak o zamana da bir şeyler kalsın öyle değil mi.

























20 Eylül 2013 Cuma

Ruhu Toprak Altında Arama

Hepimiz ya da çoğumuz ölülerden korkan çocuklar olarak büyümedik mi. Mezarlık yakınlarından geçerken yanındakinin elini sımsıkı tutan, gözlerini ne göreceğini bilmediği şeylere kapayan çocuklar. Bilemedik ki bilemezdik de, çocuktuk...
Halbuki büyüdükçe ne ruhlar gördük diri bedenlerde ölü, güçlü bedenlerde karanlık ruhlar...
Ruhun suretinden ibaret olmadığını anladık mesela...
Büyüdük şaşırdık, büyüdük öğrendik, büyüdük cesaretlendik.
Şimdi sorsalar "Ölü bir beden miydi seni korkutan?" diye dalga geçercesine belki evet belki hayır, gözlerim açık zihnim dalgın geçerken o ruhu sökülüp alınmış bedenlerin yanından.
İnsan büyüdükçe anlıyor ki nice ruhlar var bir avuç toprağı bile hak etmeyen ve nice bedenler var o toprağın altında aslında çürüyüp gitmeyen.
Bu yüzden insan sadece şunu bilmeli "Seni benden ayıran ne gözün ne kaşın ne paran ne pulun, seni benden ayıran tek şey o ruhun. Dün de bugün de sen olan ve gelecekte seni sen olarak yaşatabilecek tek şey".

8 Haziran 2013 Cumartesi

Yalan Bir Hikaye

İnsanlara unuttukları bir şeyi hatırlatmak gerek; Sırf güvendiğiniz için asla suçlu olamazsınız, inanmak inandırılmaktan daha masumdur çünkü.. 
Kanmak kandırmaktan daha cesurca ve kaybetmek kaybettirmekten daha insaflı.. 
Bu yüzden hayattaki en büyük tecrübelerin hikayesidir Güven.. 
Çünkü her şey güvenle başlar güvensizlikle biter.. 

5 Haziran 2013 Çarşamba

Duaların Miracı


Bugün herkesin ihtiyaç duyduğu bir gün.. Bugün Dua ile beslenilmesini temenni ettiğim Miraç Kandili, Peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v) Alemlerin Rabbiyle buluştuğu kutlu gece.
Kainatin Efendisine Selat-u Selam olsun öncelikle..
Miraç Kandilinde aklımıza ilk "Eğilerek yükselmenin adıdır 'Namaz'." gelir, biz Namazı Miraç bildik çünkü. Adım atmadan yükseliş, secdeye fısıldayışımızı göklere duyurmak bildik. 
Herkesin ibadeti ve ibadet şekli kendinedir elbet daha ötesini söylemek tabi ki hepimizi aşar zira İslamiyetin temelidir Hoşgörü ve ve Haddini Bilmek. Ama sanmıyorum ki bu geceye bir insanın dahi yüreği mühürlü kalabilsin. Dediğim gibi herkesin bu geceyi ihya etme şekli kendine asıl güzel olan bu gecenin dualara bürünüyor olması, tüm mühürlerin kırılması. Bu gece tüm insanların güzel olduğuna emin olabileceğiniz ender gecelerden biri. Gönlünde dua barındıran kim çirkin olabilmiş ki..
"Dua etme arzusu gelince, dua edin. Çünkü bu, duanın kabul olacağına alamettir." Hadîs-i Şerif
Efendimiz'in (s.a.v) izinde her nefesimizin Hakka yükseliş olması duasıyla, ilahi esintilerin kalpleri okşadığı bir anın bir asra bedel olduğu bu gecede biliyoruz ki dualar; birlik ve beraberlik, huzur ve barış arzularıyla tutuşacaktır.
Ancak umuyorum ki herkesin bu geceye hakkını verebilmek adına düşünmesi gereken çok şeyi olacak. Bu gece sadece beklentilerinizi sunacağınız bir geceden ziyade vicdanınızı sorgulayacağınız, tarafsızca kendiniz haricinde insanları anlamaya çalışacağınız ve gerçekler ne olursa olsun adil olmayı başarabileceğiniz bir gece olsun.
Tüm duaların kabul ve tüm kalplerin merhamet dolacağı bir gece olması dileğiyle. İstemeyerek de olsa kırdığımız tüm gönüllerin bu gece dualarımızla telafi bulabilmesi ümidiyle. Af dilemenin ve Affetmenin huzuruyla bu gece avuçlarını semaya açanların Hayırlı İnsan Miracına ulaşabilmesi dualarıyla.
Hayırlı kandiller olsun inşallah.



3 Haziran 2013 Pazartesi

Sığ Bir Zihin

Bazı insanlar inanmak istediklerine inanabilmek için gerçekleri görmekten sakınırlar.. Sorgulamazlar mesela, detaylara girmezler ve asla tarafsızca bir şeylere yaklaşıp gerçekliğini kabullenemezler.. 
Bu durumda cesur olduklarını da söylemek pek mümkün değil bu tür insanların çünkü eğer kulaklarını tıkayamayacak şekilde yankılanırsa bir şekilde gerçekler, duyarlar sonundan duymak zorunda kalırlar ama sessizce pusarlar mümkünse de bir yol bulup kaçarlar. Çünkü önemli olan gerçekler değil inanmak istediği şeydir. Böyle insanların zihinlerinde bir şeyleri örtbas etmeleri de kolaydır zira tarafsız olamayan bir zihin kendi benliğinin diktatörlüğünde yaşar.
İnsan doğasında olan iki gerçek var; birincisi insana inanmak istediğinden ötesine inandırmak ikincisi anlamak istediği kadarından fazlasını anlatabilmek mümkün değil. 
İnsanlara fiziksel olarak yaptırım uygulanabilir ancak zihin içine girilebilmiş bir şey değil bu yüzden kimsenin beyni yıkanmaz aslında, insan bunu ancak kendine yapabilir  yine kendi müsaade ettiği için.. Sırf gittiğini sandığı ve kendini doğruluğuna inandırdığı yoldan sapmamak düşüncesi gibi bir amaç için tarafsızlık anlayışından uzaklaşır, gerçeklere sırt dönebilir. Hatta kendini kandırma yoluna bile gidebilir. 
Doğru olanı kabul etmemek için savaştığının farkında bile olmaz bu insanlar, sizinle tartışamaz ve sığ düşünür. Mağlup olma korkusuyla kör olur, sağır olur gerektiği yerde dilsiz olur. Vicdanen nasıl rahat olup, insanlıklarını nasıl sorgulamadıkları şaşırtıcı elbet. Ama kolay oluyor demek ki.. Yazık !
Ve en acısı bu insanlar zihnen kendi özgürlüklerini hapsettiklerinin farkında bile değildir. En büyük zararı kendine veren insan; zihnini körleştiren insandır, doğrularını yanlışlarla besleyen insandır. Ve cehaletin en kötüsü bir insanın kendini bu şekilde harcamasıdır.

26 Mayıs 2013 Pazar

Gül Kokusu

Gözlerimi açtığım her sabaha
Bir avuç gül kokusu kalbim..
Ben avuçlarımda biriktirdim senli her günü
Sen aşkını serptin üzerine
Sustum, bekledim, kokladım ve sevdim işte..
Kalbim çekti seni
O vakit konuverdi o da avuçlarıma
Gül kokuyordu ya her yer
O sana sunulduğunda..
Bu yüzden işte;
      Gözlerimi açtığım her sabaha
      Bir avuç gül kokusu kalbim..

                              Aralık-2012

7 Mayıs 2013 Salı

Nihal

' Bir gün bir yerlere yolunuz düşer...
Ve malûmdur ki; Yalnız kalmanız pek olası değildir.
O gün bir çok insan çıkar karşınıza, bir çok karakter ve bir çok hayat...
İçinize bir şeyler olur birden ve biri-leri işler...
Onlardan biriydi Nihal...
Su gibi bir gülüş, su gibi temiz bir yürek...
Konuşunca O, pamuk döşenirdi kulaklarımıza.
O kadar naif, o kadar huzur veriyordu.
Bir gün işte.
Bir gün girdi hayatıma Nihal,
Bir daha ayrılmadım hiç iyilikten, masumiyetten...
Velhasıl kelam; Tebessümden..!
   
                              ELİF SUBAŞI

Not: Çok değerli arkadaşım Elif Subaşı'nın benim için dile getirmiş olduğu duygularını blogumda paylaşmak istedim. Teşekkür ederim canım arkadaşım...

8 Nisan 2013 Pazartesi

Bir İnansa Aslında

Çoğu kez isyana düşer insanoğlu, tembelleşmiştir çünkü artık ruhlar. "Dayanamıyorum" olur iki cümlesinden biri. Bir şeyler de, varlığı yıllarca muallakta olan "şans" eseri olsun ister. Tesadüf denilen şey yoktur şu hayatta ama çoğu şeyin tesadüf olduğuna inandırır kendini. Bilir ama doğru olmayana inanmak kendinin kendine karşı savunma şekli olmuştur. Yüreğinin mukavemetini bir bilse halbuki nelere göğüs gerebilir insan nelere. Hakk'ın yarattığı o yürek ölümden başka her şeye yine Hakk'ı için göğüs gerebilir aslında. Öyle yaratılmıştır insan. Ama bir inansa. Ona bahşedilen en güzel şeylerden biridir sabır. Onu hayra ulaştıracak en kuvvetli dayanaklardan biri. Öyle ki "Sabır", güzel şeyleri hak edebilmek için bir imtihandır aslında... Bir bilse, bir anlasa, bir inansa...
Ve son olarak şunu da unutmamak gerek, Şemsi Tebrizi ne güzel de ifade etmiştir:
"Sabır'sızsın, oysa bütün mahlukat sabrın ipliğiyle bağlıdır birbirine. Dünya sabırla döner. Çünkü güneşin de, ayın da, zamana ihtiyacı vardır. Sabırlı ol. Büyük sırlara ermek için, sabır denizinde yüzmeyi öğrenmen lazım. Çünkü sırlar, sabır denizinin dibinde saklıdır. Uyum güzelliktir, uyum suyun özelliğidir. Su sabrın simgesi, istiridyenin yurdudur. Su olmasaydı inci de olmazdı. Sabırlı ol ki, istiridye gibi inciler yapasın."

Masumiyet

Ufacık eller, öyle küçük ki serçe parmağınızı bile saramıyor.
Yumuk yumuk gözleri var, açtığı zaman o gözleri size baksın sizi hissetsin diye bir arzu sarıyor içinizi. En güzeli de yanağınızı dudaklarına dokundurduğunuzda o ufacık ağzını açıveriyor ya, öpüyormuş gibi sanki...
Mis gibi sıcacık süt kokusu geliyor yüzünüze, işte tam da o zaman hiç bir şey geçmiyor insanın aklından: bütün kötülükler devre dışı... Saf tertemiz bir şeyin yanında olmak sizi de alıkoyuyor kötü düşüncelerden... İşte bu yüzden aslında masum kalmak bir bebeğe daimi sarılmak gibi bir şey...

6 Nisan 2013 Cumartesi

Hayat Sadece Bir Bakışta Gizli

Bu bakış ısıtmıyor mu içinizi... Susturmuyor mu gündelik telaşlarınızı bir an bile olsa...
Sadece bu fotoğrafa bile bakarak sayfalarca yazası gelmez mi insanın...
Ona baktığında ne görür insan; tebessüm eden bir çift masum göz, masumiyetini sorgulayabilir misiniz, asla...
Bu kadarcık bir bedene ne kadar hırs ne kadar kin ne kadar karamsarlık sığdırabilir ki...
Onun için hayat biliyorum ki pembe bir şeker.. Onun için hayat elini tutup oyunlar oynayabileceği yaşıtları...
Onun için hayat annesine sımsıkı sarılmak...
Bu yüzden onun için hayat sebepsiz bir mutluluk...
Ve sanıyorum hayat ancak bu kadar basitken bu denli mutlu kılar insanı...

4 Nisan 2013 Perşembe

Ben Sadece Bir Çocuktum

Şimdi çocukluğunu sorsalar ona: “ben 4 yaşında bir adamdım sadece” demesinden başka ne beklenebilir ki...Çocukluk; insan ömründeki ufacık beklentilerin aslında en tatlı olduğu zamanlardır ve bu dönem her insanın hakkı... Bir insandan çalınabilecek en kıymetli şey de ufacık beklentilerle süslü olmasına rağmen : çocukluğudur...


Çocuktum…
Ufacıktı ellerim
Gücüm bedenimi taşıyabileceğim kadardı
Çocuktum…
Oyunlar oynardım
Saklambaca yetecek kadardı düşüncelerim
Çocuktum…
Annemin beni sokaktan çağırmasını bekleyinceye kadar
Dolaşmaktı tek hevesim
Çocuktum…
Akşam vakti babamın işten dönüşünü bekleyen
Masum bakışlarım hep mutluydu
Çocuktum...
Yatağımda anneme sarıldığımda
Masallar güzel masallar gelirdi ardı sıra
 Çocuktum…
Tatlılar, yiyecekler, oyuncaklardı rüyalarım
Yaramazlık bazen şımarıklıktı
Çocuktum…
Ama istediğim asıl şey
Huzur dolu bir yuvaydı
Çünkü çocuktum…
ÇOCUKLUĞUM ÇALINANA KADAR BEN SADECE BİR ÇOCUKTUM…





İnanma



gülümsemelerimin arkasına sakladım
kalbimin kırıklarını 
ey yolcu,
geçip giderken kanma sakın
inanma mutlu olduğuma
çünkü tebessüm etmek zordur aslında
sebebi yaralarını saklamaksa

Gölgeler





 
 gölgeleri vermeden önce her sima birbirinin aynıdır aslında...
her gölge bir an, her sima bir hayattır bu resim sonunda...
ve bu resmin tek teması işte o gölgeler aslında...

Hayat ve Senin Oyunun

mecburiyetlerin altına saklanmaksa hayat 
her şeyi sineye çekip susmaksa sana düşen 
vazgeç yaşamaktan 
yapabiliyorsan HAKK'a bunu 
yapamazsın bilirsi
n 
öyleyse sen mecbur kıl bu hayatı 
sana, hayallerine ve tüm imakansızlıklarına 
sen mecbur kıl ki 
o da koysun senin yerine kendini 
belki vazgeçer insafsız zaman 
vazgeçemediği insafsız mecburiyetlerinden 
ve eğer yapabilirsen 
mecburiyetidir artık vazgeçmek hayatın...

Zamansız Hayat

 hayat bir dirhem bir çekirdek karşımda,
                zaman tutmuş ellerimden...
bir koşuşturmadır gidiyor...
                nereye nasıl gittiğimin farkında olmadan;
                            varmışım geçmişim hatta unutmuşum çok şeyi...

Boşluk

boşluğun tarifini yapamam ki ben size
varlığı yokluk olanın tarifi olur mu...
sebepleri vardır elbet
her ızdırabın olduğu gibi
ama hissettirdiğinin tarifi meçhul...
belki de başlangıçta sadece çaresizlik gibi gelir insana
ama boşluk ne sadece bir çaresizlik 
ne de bu çaresizlikteki imdatsız çırpınıştır...
boşluk;
koynuna seni aldığında düşüncesiz bir denizdir aslında
içinde boğulduğun ve hareket etmene izin vermeyen 
yok edici bir deniz...

Neticede Bir Maç Dememek Lazım

Bu akşam sokağa çıkmak bir hataydı desem yeridir, şaka bir yana öyle bir taraftar vardı ki sokaklarda Galatasaraylı futbolcular bu sahneyi görselerdi heralde elleri boş dönmek yerine kendinlerini Mulhacén'den aşağı atarlardı :)
Maçın başlamasına az bir zaman kala kıyamet kopacak sandık Bursa sokaklarında zira timsahın çok olduğu bir şehirde aslan kalabilmek zor olsa gerek :)
Yine de bugün sanmıyorum ki Galatasarayın rengi sarı kırmızı olsun, bugün Galasataray hepimiz için Kırmızı-Beyazdı.. Renklerimiz her zaman simgemizdir bu da gündemimize bir not olsun şu kısa yazıda :)
Maç sanal alemde de fazlasıyla heyecan uyandırdı. Maç öncesi dikkatimi çekenler ise    
"Really curious about watching this Galatasaray team. An attack with Drogba, Yilmaz, and Sneijder can cause problems to anyone."  
"Galatasaray: No team has scored more headed goals or counter-attacking goals than Galatasaray (4 and 3, respectively) in the CL this season"  
"Selçuk is also one to watch. The midfielder is known as ' The Maestro' by the fans. Creative and dangerous when it comes to the final ball"
"Sneijder: "It's very important that we score, but more, that we don't concede. We came to win." #Galatasaray"
gibi tweetler oldu :)
Hareketlilik Ahmet Çakarın günler öncesinde "Galatasaray yenerse Recep İvedik kılığına girerim" demesiyle başladı harbi bu kadar kötü mü durum dedim önce sonra da maça odaklandık işte..
Kadrolar netleşti :
Galatasaray; Muslera, Eboue, Dany, Semih, Riera, Melo, Hamit, Sneijder, Selçuk, Burak, Drogba olarak ilk 11ini ilan etti.
Ve yedeklerinde  Eray İşcan, Gökhan Zan, Hakan Balta, Sabri, Yekta Kurtuluş, Amrabat  ve Umut Bulut bulunuyordu.
Tabii Real Madridin merakla beklenen 11i; Diego Lopez, Essien, Ramos, Varane, Coentrao, Khedira, Xabi Alonso, Di María, Özil, Cristiano Ronaldo  ve Benzema olarak açıklandı.
Ve tabi ki halihazırda yedekleri: Adán, Arbeloa, Pepe, Marcelo, Modric, Kaká ve Higuaín 
Herkes maç için hazırlıklarını tamamladı ve maç başladı. Ayrıca apartman görevlimiz Necdet Amcanın yorumu da hâlâ aklımda " Vay anasını (meydandaki topluluğun yaktığı meşaleleri görünce) ana babaları ölse bu kadar umursamaz bunlar :)" bizi gülümseten kısmı ise şu oldu "Ben Maçı nerede izlesem ki :)"

Maç, Alonso'nun ilk dakikalardaki topu Galatasaray savunması arkasına uzun göndermesiyle heyecanlı bir başlangıç yaptı zaten ama Dany savunmada başarıyla topa müdahale etti ve dediğim gibi heyecanın siftahı yapıldı...
Hemen ardından sağ kanattan gelişen Real Madrid atağında Di Maria ceza sahasına ortasını gönderdi ancak Benzemanın kafa vuruşuyla top üstten dışarıya çıktı.
Ve 9. dakikada ilk gol geldi tabi ki beklenen adam Ronaldodan. Sonuç daha şimdiden Real Madrid 1-0 önde. Ayrıca bu Ronaldo'nun Şampiyonlar Ligindeki 9. golü ;)
Drogba ceza sahası dışından müthiş bir vuruş yaptı ancak, Diego Lopez topu kornere gönderdi.
Eboue'nin çizgiye inerken yaptığı ortayı, Real defansı kornere yine gönderdi.
Galatasaray'ın ceza sahasında Khedira'nın eline gelen toptaki itirazlarına hakem devam dedi.
Ve 29. dakikada ikinci gol Benzemadan geldi.Şimdi durum Real Madrid 2 Galatasaray 0 oldu.
Drogba, ceza sahası çizgisinde Ramos'la mücadelesinde yerde  kaldı, hakem devam dedi.
Real Madrid Semih'in elle oynadığı gerekçesiyle penaltı bekledi lakin bizim Norveçli hakem  yine oralı olmadı.
Dany sarı kart gördü ve cezalı duruma düştü yani İstanbul'daki rövanşta oynayamayacakmış.
Drogba'nın duvar pasında Eboue kaleciyle karşı karşıya kaldı ancak Lopez gole izin vermedi.
İlk yarı Real Madrid'in 2-0 üstünlüğüyle bitti.
İkinci yarıdan notlar ise;
Real Madrid atağında sol kanatta topla buluşan Benzema, Dany'den sıyrılmak isterken yerde kaldı ve serbest vuruş kararıyla devam etti.
Drogba'nın aşırdığı topta Real Madrid defansının ters vuruşunu kaleci kontrol etti.
Galatasaray bu dakikalarda topa daha fazla sahip olan takım oldu.
Drogba'nın ortasında sola açılan topta kaleci topu çıkarttı.
Umutla beklenen gollerden biri de Eboue'nin pasıyla ceza sahasında topla buluşan Drogba'nın Burak'a pas denemesi oldu ancak başarılı olmadı.
Ve 73. dakikada Higuain maça girdiği gibi kafayla topu ağlara gönderdi. Ve en son durum Real Madrid 3 Galatasaray 0 oldu ne yazık ki.
Drogba faul pozisyonuna itirazıyla sarı kart gördü.
Burak Yılmaz, kendisini ceza sahası içinde yere bıraktığı için sarı kart gördü, İstanbul'daki maçta sarı kart cezalısı olduğu için oynayamayacakmış.
Bu sıralarda oyuna giren çıkan pek belli olmadı.
Modric'in plasesi Muslera'da kaldı.
Essien ve Xabi Alonso sarı kart gördü. Xabi Alonso rövanşta oynayamayacakmış.
Sergio Ramos sarı kart gördü. Sergio Ramos rövanşta oynayamayacakmış.
Bol sarı kartlı maçta 3 dakika uzatma verildi.
90+1'de Drogba'nın frikiği kornere gitti.
90+2'de ve yine bir sarı kart Modrice geldi.
Ve ne yazık ki karşılaşma Real Madrid'in 3-0 üstünlüğüyle bitti.

Aslında Drogba ve Ebouenin bazı pozisyonları gole dönebilseydi diye umut etti herkes her şey çok başka olabilirdi elbet ancak olmadı yine de zihinlerde kalan iyi bir maç oldu.
Tabii skoru etkilemese de akılda kalan sorular yok değil Galatasaray Bernabeu'da R.Madrid kadar gol pozisyonu geliştirdi lakin Old Trafford'dan sonra burada verilmeyen penaltilar ne olacaktı?
Yine de kimse Galatasarayın uzun süre bu seviyeden uzak kalıp, bu Arena'ya çıktığı ilk sezonda son 8'e girerek Madrid'e kafa tuttuğunu unutmamalı tabii.
Güçlü bir rakibi hak etmek de başarıdır elbet. Fatih Terimin " En iyi defans yapmak oyunu oynamaktır!" sözleriyle toparlamak istiyorum:) Sonuç ne olursa olsun Galatasarayı tebrik etmek milli vazifemizdir.

16 Mart 2013 Cumartesi

Mobil İnsan :)


Çok mu yalnız insanoğlu ya da çok mu anlamsız hayatlar. An'larını anlamlı kılacak sebepleri mi kalmadı çoğunun bilinmez. Çok ciddi başlamış olduğum bu yazı aslında komedi dram içerikli olacak gibi geliyor bana da çünkü bayağı gülerek ele aldım bu konuyu :) Gecenin bu vakti bana bu yazıyı yazdıran ise bazılarının sanal alemden ilginç beklentilerinin olduğunu gözlemlememdir ve lütfen kimse alınmasın gücenmesin ben sadece tutamadım kendimi :)
Mobil hayatlardan bahsediyorum... O ne ki şimdi demeyin hepiniz biliyorsunuz ki cepten yaşıyoruz artık hayatı. Kim nerede ne yapıyor ne yiyor ne istiyor tanıyan tanımayan herkes bilebiliyor artık. Nasıl oldu bilinmez ama bu insanoğlu için anlaşılan bir ihtiyaç oldu ya da moda mı desek: mobil hayat modası. Kimilerinin abartı noktası aştı taştı hatta saçmalaştı aslında:) Zannediyorum algılama noktamızın sınırı bayağı bir düşmüş olmalı ki basit hayatlar yaşamaktan çekinmez olduk. Korktuğum şey geleceğin sanal hislere kalması ne anlamı kalır bu şekilde hayatın bilinmez.
Arkadaşlarıyla bir yere gidecek olsun bizim mobil, önce gittiği mekanı etiketler sonra kahve fotosu sonra sohbetin her cümlesini alakası olmayan tüm insanlarla deli gibi paylaşma isteği. Sanırım fazlasıyla garipleşiyoruz. Olduğu ortamdaki sohbetin anlamından belki yorgunluk sonrası içilen kahvenin tadıyla huzura erişmek ihtiyacından çok daha arzu dolu bir şey oldu bu, insanların gözüne sokmak "nerede kiminle ne yaptığı"nı. Halbuki bir çok eş için boşanma bir çok sevgili için ayrılık sebebi değil midir hesap sorma:) İnsanoğlu işte, hesap verilmesi gereken insana hesap vermek özgürlüğü sınırlar milyonlarla özelini paylaşmak eğlence olur. Kıymetin anlamını da yitiriyoruz günden güne ya hadi hayırlısı. İşin komik yanı ise kimilerinin ilginç beklentilerini de seziyorum, basit bir örnek; bazılarına göre face ilahi güç sahibi olsa gerek "bugün hava güzel olsun" gibi ve buna eşdeğer birçok doğaüstü beklentilerini duvarına yazanlar var :)
Özentinin doruklarında olan İnsan, kafanı kullan ve sahip olduğun o sayılı nefesin tadını çıkar. Boş ver başkalarını şayet çok düşünüyorsan milyonları, ihtiyacı olan için daha faydalı şeyler yapabilirsin ama ne olursun bu kadar çok hesap verme:) Seni bilen var bilmeyen var öyle değil mi ama:) Boş ver sen onları emin ol nerede kiminle olduğun ne yaptığın  bir çoğunun umurunda bile değil, ha tabi imâlarda bulunmak istediklerine ise "kızım sana söylüyorum gelinim sen anla" mantığından uzaklaş direkt söyle hem inan bu daha insancıl ve çözümsel olur emin ol cesaret gösterisi de cabası :) Çocuklaşma, koca koca insanlarız sonuçta :D Tamam çağın getirilerini kullan elbet teknoloji başım gözüm üstüne de suyunu da çıkarmamak lazım, abartmamak lazım, özel hayat denen bir şey var sonuçta şayet hâlâ varsa :) Akıllı telefonlar geldi geleli aptal insanlar olmayalım değil mi ama :)

15 Mart 2013 Cuma

Sessiz Yazı


Sus lütfen...
Ve de yaz biraz....
Susarak yaz ama yazarak susma sakın...
Duygususuz diye ilan ettiğin ben dahi kaldıramam çünkü bunu...

Olmayınca Olmuyor İşte

ağladığın gecelere ağıt etme beni...
yapma bunu bana...
ben de istemez miydim seni sevebilmeyi,
isterdim elbet...
ama isteyemedim işte bir türlü...

Her Varlığın Bir Sebebi Var Elbet

duyarsızlık konusunda söylenecek çok bir şeyim yok aslında...
çünkü kayıptan başka bir şey değil.
hem kayıp hem de kaybettirmek aslında.
hiç bir insan dünyaya sadece kendi için gelmez çünkü...

1 Mart 2013 Cuma

Ölüm Bir Nefes

Ölüm bir nefes kadar yakınında insanın, en yakınlarınızdan da yakın... Tüm planlarınızdan tüm programlarınızdan rol çalacak kadar söz sahibi hayatınızda...
Her şeye gücünüz yeter belki ama bir gerçeği görmezden gelemez insan gelmemeli göz ardı etmemeli, ama elinden gelenleri de yapabilmeli sevmeli sevilebilmeli incitmemeli kırmamalı güzel olan hiç bir şeyi tüketmemeli ve şu hayatı değeceğine inanacak kadar güzel yaşamak için elinden ne gelirse yapmalı... Ölümün asıl olduğu şu hayatta aslında bakarsanız hiç bir şey hiç bir şeye değmez ne hırslar ne bencillikler ne de anlayışsızlıklar, o çizgide olan bir çift göze sorabilme imkanınız olsa inanın alacağınız tek cevap "değemez, değmemeli"...
Hayatlarınız yaşamaya değer ölmeye bedel olsun... Ölümün giden için ne demek olduğunu bilemeyiz elbet ama kalan için yaşarken ölmeyi öğrenmek olsa gerek... Ölümleri tatmadan elinizdeki güzelliklerin kıymetini bilebilmeniz mutluluğu asla hırslarınızın kölesi yapmamanız dileğiyle...

27 Şubat 2013 Çarşamba

Her Mevsim Bahar


Yüreğiniz her daim cesarete dokunabilmeli...
Ürkek, utangaç ve güçlü...
Öyle ki her rüzgara ayak uydurabilmeli...


Elleriniz yüreğinizin gözleri olabilmeli...
Merhametli, anlayışlı ve adil...
Öyle ki her çiçeğin rengine yakışabilmeli...


Gözleriniz gülümsemelerinizin samimiyeti olabilmeli...
İçten, sıcak ve değerli...
Öyle ki her sabah güneş sizin için doğabilmeli...

Yani;

Ruhunuz güzel şeylere yakışmalı...
Saf, masum ve temiz...
Öyle ki her mevsim hakettiğiniz baharı yaşayabilesiniz...




22 Şubat 2013 Cuma

'Zaman' sadece beni kullanışını izledim

İnsanlar, hak ettiğine inandıklarına harcamalı zamanlarını... Kıymetini bilecek değerini verecek insanlara ki o zaman da değerlenip ve kıymetlenebilsin diye. Öyle ki hırsına ve saplantılarına köle olarak yaşayan acizane insanlara zamanın bile bir sitemi vardır elbet. Sadece ona ettiğin ziyana da değil harcadığın ruha da acır zaman acır ve der ki bir gün "O masumiyeti ben yıpratmadım, sakın beni suçlama. Adaletsiz vicdanının kendi benliğine hediyesidir bu. Ben, her hatanın mazereti kabul ettiğin 'Zaman', sadece beni kullanışını izledim."
Ve şöyle der inceden görmüş geçirmiş bir ruh; Ey insanoğlu her şeye kattığın hırs ve saplantı dolu hislerini sakın ola ki yüreğindeki sevgiye bulaştırma. Ne akıp giden zamanı fark edersin ne de yıprattığın onca güzel duyguyu... Bu kötülüğü de senden başkası yapamaz sana... Sakın ola ki kendinin düşmanı olma...

2 Ocak 2013 Çarşamba

Çocuk Kalbi


Hepimiz çocuk olduk, biliriz... Çocukken ufacık problemlerdir kocaman problemlerimiz... Çocukken kalbimiz daha gariptir daha gariban... Daha kolay özeniriz bir şeylere mesela, elimizde olmayan çikolataya şekere... Daha masum ve cevapsız bakarız başkasının elinde gördüğümüz güzel bir oyuncağa... Daha savunmasız hissederiz  kendimizi etrafımızdaki bizim gibi ufaklıklara karşı... Hayallerimiz güzel bir ayakkabıdır mesela yeni bir kıyafet bir oyuncak ama sırf bir başkasında gördüğümüz için isteriz çünkü çocukken diğer tüm çocuklarla eşit olmak isteriz... 
Rüyalar şimdi bile zaman zaman ürkütürken o zamanlar ağlatır, şimdi bile kırarken cümleler o zamanlar küstürür, şimdi bile eksikler baş ağrıları yaratırken o zamanlar hırçınlaştırır… Ama çocukluğun güzel yanıdır ki bedenlerimiz gibi ufacık zamanlar sonra tekrar çocukluğumuza dönmez miyiz, unutmaz mıyız tüm dertlerimizi, devam etmez miyiz oyunumuza… Unuturuz elbet devam da ederiz, çocuğuzdur çünkü ufacığızdır ve her türlü saklanabileceğimize inanırız tüm problemlerimizden. Icarus’un da dediği gibi “Sonuçta hepimiz yorganın içine saklanınca güvende olduğunu sanan çocuklardık.” . 
Hepimiz çocuktuk, biliriz... Peki neden şimdi bazıları çocukluğunu unuttu??

İste-İnan-Başar

İnanmayan insanın dayanma gücü de olmaz elbet... İnanmak başarmanın yarısıdır ama aslında inanmak istemenin başarıya ulaşmasından başka bir şey değildir zira akıllıca kullanıldığı vakit.
İste-İnan-Başar ; sihirli sözcükler tam anlamıyla bunlar. Hayatta temalar aynıdır çoğu zaman hikayeler değişir sadece bu yüzden de hepimiz bu sözcüklerin etrafında farklı kombinasyonlar çizer dururuz ama tema hep aynı...İnançsız bir isteğin başarıya ulaşması başarının inançsız bir şekilde gerçekleşmesi bunlar asla söz konusu olamaz ki. Sonuç şu ki İnsanoğlu istediğine inanır inandığına dayanır dayandığını da elbet başarıyla sonuçlandırır. Siz buna ister olumlu düşünce diyin ister düşünce gücü ya da kendi felsefenizce adlandırın ama hikayenizin giriş-gelişme-sonuç bölümlerinin temaları hep aynıdır.