30 Ekim 2014 Perşembe

29 Ekim Şehidinin Amacına Sahip Çıkma Günü

Bu ülkede bu vatanın, bu toprakların, bu bayrağın evlatları neden şehit olur, neden korkusuzca siper ederler kendilerini o kurşunlara bilir misiniz?
Bu topraklarda 29 Ekimler kutlanabilsin diye, ezan sesleri kesilmesin, Türk nefesi eksilmesin, Ay-Yıldız dalgalansın diye..
Emin olun; bedeni toprağın altında lakin ruhu arşın da üzerinde olan o aziz evlatları mutlu edecek, büyük bir gururla izlerken "Değmiş demek ki Rabbim, şükürler olsun. Kanım bu topraklara helal olsun." demelerini nasip kılacak tek şey 29 Ekimin hakkını vererek gururla kutlamak olacaktır. O, bu uğurda can verdi, unutma!
Şu gün şu saatte tüm şehitlerimizden helallik istiyorsak, Şehitlerimizin uğruna can verdikleri amaçlarına sahip çıktığımızı, Onları ihya ederek göstermemiz gerekmektedir.
Şehitlerimizin gözlerinin arkada kalmadığını, tüm kahpeliklere rağmen Türk Milletinin asla yıpratılamayacağını göstereceğin en coşkulu gündür. Bir olma, millet olma, yeniden doğma günüdür.
Unutma, bu bayrak boşuna almadı bu rengi, bu bayrak 91 yıldır boşuna dalgalanmadı. 29 Ekim sadece Cumhuriyet değil Şehidinin kanına, amacına sahip çıktığını gösterme günüdür. Ey Türk Halkı, Şehidine bunu borçlusun, 29 Ekim bu borcu ödeme günüdür..
274butopraklar

Şehit Anası Gazidir

Daha bu sabah bir asker daha gönderdi bir ana.. Üst sokağımızdan gelen davul zurna sesleriyle açmıştık halbuki gözlerimizi sabaha. Sırtlarına Türk bayrakları sarmış birçok genç, bu vazifenin asli kahramanlarıyla dolu koca bir kalabalık müthiş bir heyecan vardı o sokakta. Daha bu sabah penceremden izlerken düşünmüştüm; bir ana ne hisseder evladını bilinmeze yollarken diye, ne teselli eder onu ya da zaman kavramıyla nasıl başa çıkar o akıl. Ya geri gelmezse ihtimalleri, her an kötü bir haber için çalacak telefon korkusu ya da beklediği o sesten hiç gelmeyecek telefonların endişesi. Bu yüzden kadın ana olduğu için güçlü olmak zorunda başka hiç bir gerekçe yok, ne hırs ne azim ne de hedef..
Bir anaya evladın öldü nasıl denir? Gelmeyecek bir daha, dokunamayacaksın, koklayamayacaksın, sana bir daha "Anne" demeyecek nasıl denir? Elleri başında, bakışları kaybolmuş, ruhu aklı her şeyi toprağın altında kalan bir kalp nasıl atmaya devam eder? Vatan için kolu kanadı kırılan bir ana, canından can verdiğini o toprağa nasıl koyar? O can, kendinden bir parçayken toprağın altına bıraktığı kendi değil midir zaten? O kadar çok eksilmişken yaşamak gücüne gitmez mi? Evladının tadamadığı nefesi almaya devam etmek, yaşayamadığı hayatı salise salise yaşamak mümkün mü? En garibanı bayramlar değil midir artık, tat tuz kalır mı sanki artık aldığın o nefeste..
"Acıyı paylaşmak" ben bu klişeye kendimi bildim bileli inanmadım inanmam da.. İnsanoğlu senin için ağlarken bile kendinin yaşama ihtimalini düşünerek döker o gözyaşlarını. Matem kısmında herkes yanında olacaktır Acını Paylaşacaktır(!) sonra sonrası sadece senin çaresizliğin, senin kaybın, senin hasretin. Herkes kapısını çeker oturur. Öyle ya ateş düştüğü yeri yakar sonuçta. Bu yüzden evladını kaybeden bir anaya teselli diye bir şey yok.
Ey şehidim, sizin kanınız bu topraklara, bizim dualarımız da size emanet.. Sizler sıranızı savdınız hayattaki anlamınızı vefakar yürekleriniz kırılmaz cesaretlerinizle gösterdiniz, sıra bizlerde..
Rabbim anasına bu acıyı yaşatmak pahasına, vatan uğruna kanını bu topraklara emanet etmiş tüm şehitlerimizin tüm canlarımızın tüm gececik fidanlarımızın mekanını cennette en yüksek yerlerde eylesin.
cizre-den-aci-haber-1-polis-sehit

Biz Sokakta Çocuktuk

Kimimiz atkısını, kimimiz bisikletini, kimimiz bebeğini, arabasını, bilyelerini
Çocukluğu sokakta unuttuk çünkü biz sokakta çocuktuk..
10552473_684161048366530_260444696365334931_n
Biz hepimiz sokaktık bu yüzden de hepimiz çocuktuk
Öyle de güzel denmemiş miydi
Sokak çocuğu yoktu bizim için sokaklar çocuk doğurmazdı
Bizdik sokakları çocuk kılan
Hangi körebeye, hangi salçalı ekmeğe cevapsız kalmış ki bir sokak
Bu yüzden biz varken sokaklar güzel biz varken sokaklar masumdu
Şimdi sokaklar boş
Oyuncaklarsa anlamsız
Çocukluk desen dediğin gibi çocukluk..

Ölüm Rengi Sokaklarda Çocuk Olmak

Gazze..
Sokak. Oyun.. Gülümseme... Çocuk.... Korku...... Kaçış........ Ölüm............. Yetim.......................
Gözlerinde hiç bir anlamın, umudun kalmadığı yaraya doymuş onca çocuk yüreği.Acı bir zincir olmuş kenetlenmiş Gazze'de, yaşamak ölüme beş kaladan başka bir şey değil.
Utanmadan izliyoruz, belki çaresiz belki yetersiz belki mazeretli belki mazeretsiz lakin izliyoruz, kör olmuş göz, sağır olmuş yüreklerle, işlevsiz bir insanlıkla.
Sormayın artık çünkü bu Ramazan Gazze'de ölen her bir çocukla bozuluyor orucumuz ve biz bu Ramazan Mümin olamıyoruz.
Bir tarafta anasının cansız bedenine sarılmış 2-3 yaşında evlatlar, diğer yanda evladını üç kuruşu bile insanlık etmeyen kurşunlardan sakınmaya çalışan babalar.Belki dayanmıyor yüreğimiz hemen sayfayı çeviriyoruz, geçmiş gitmiş gibi o çocuk orada hiç olmamış gibi. Kolayımıza geliyor çünkü öncelikli nazlarımız öncelikli keyiflerimiz var.
İftarları bekliyoruz, sıcaktan şikayet ediyor, sofralar donatıyor, İman ettiğimizi sanıyoruz tam da o sırada orada bir çocuk daha ölüyor hem de bir zalimin kurşunuyla. Duymuyoruz..
Kafe kafe gezmelere, 4sqr de yer bildirimlerine, yediğimizi içtiğimizi fotoğraflamaya, profil pozu verip nispet olsun diye instagramda yayınlamalara kafa yorarken tam da o sırada bir çocuk annesini kaybediyor, yuvasını, geleceğini. Görmüyoruz..
Gün tüm yorgunluğunu biriktirdi ya sıcacık yatağa koşuyoruz hemen saçma sapan hayaller, sosyal medyadan atılmaya çalışılan kime ulaştığı belli olmayan gereksiz triplerle tamamlıyoruz geceyi tam da o sırada gecenin karanlığının korkuttuğu bir çocuk sığınmış bekliyor bir kaldırımın köşesinde. Anlamıyoruz..
Sahura mırın kırınla, uykuya doymadan kalkıyoruz tam da o sırada anasına doymamış çocukların kırgınlığı dolmuşken semaya. Hissetmiyoruz..
Sabahın rutinliğinden şikayet ediyoruz her şey çok normal ya rahatsız oluyoruz çünkü tam da o sırada aniden bir bomba düşmüyor ocağımıza. Düşünmüyoruz..
İnsan doğuyoruz da insan kalamıyoruz işte. Sebepler bulmada üzerimize yok, her şey de ayaklanabiliyoruz da mazlumun yanında durmaya gelince uzaktan kumandayı tercih ediyoruz.
İftarını ölümle açan din kardeşimize sahip çıkamıyoruz ya hala Müslüman olduğumuzla gururlanabiliyoruz. Bir Baba ölüyor susuyoruz, bir Ana ölüyor susuyoruz, bir Çocuk ölüyor susuyoruz, bir Bebek ölüyor ve biz yine susmayı becerebiliyoruz. Biz Gazze’ye sahip çıkamıyoruz ya Hz. Muhammed’in (SAV) mahşerde bizlere sahip çıkmasını umut edebiliyoruz?
Çare Allah’tan vesile insandandır. Her bir susuşumuz vebale ortak etti bir kere, o insansı hiçbir mazeret kurtaramaz artık bu lekeden vicdanları..
Al işte Dünya Al Sana Katliam !! Ölen Müslüman diye mi susuyorsun !!
Nerede kaldı Modernizmin, Batılılığın, O Çok Yönlü Bakış Açın, Yaşama Hakkına Saygın (!)
Azrail'i beklemek Celladını beklemeye benzemeyecek
Ölüm zalime Cehennemle gelecek
Zulmün de sonu gelir fakat Cehennemin sonu yok işte
Necip Fazıl'ın da dediği gibi
"Yıkılasın israil, enkazını göreyim...
Sana 'ülke' diyenin yüzüne tüküreyim..."

29 Haziran 2014 Pazar

Kadrajıma Dokunuşlar - 5 (Bir Gölyazı Masalı)

Gölyazımızı bir de bizim gözlerimizden görün istedik..
Sandalcı teyzelerin Nilüfer çiçeklerine kürek çekişi ve sakin bir köy havası için..
Balık ağı diken teyzelerle gülümseyip, sohbete oturduğunuzda hiç birinin iltifat amaçlı olmadığı en içten haliyle bir sürü güzel söze tabi olacağınız,
Demli çaylarını yudumlarken elinize tutuşturulacak ağı dikme tecrübesini de deneyimleyeceğiniz samimi paylaşımlar için
Birebir..
"Ateşe verseler dünyayı kaç yazar" diyecek kadar da anlık bir vurdumduymazlığa ihtiyacınız varsa 
Gelin görün bir çayımızı için deriz..
Fakat orayı burayı kurcalarken söğüt diplerinde göl içindeki ağlarda yengeçlerle karşılaşabilirsiniz, biz uyaralım da :)
Not: Sandalcı teyzelerle ticarete atılmayı planlıyorum da :) Uluabat'a bir Endüstri Mühendisinin sistem getirmesi gerektiğini düşündük :) 










3 Haziran 2014 Salı

Bursalı Olmak Nasıldır Bilir Misin :)

Bursalı Olmak üzerine çokça şey söylenir ya bir de bizim ağzımızdan dinleyin istedik, zira bir şehri en iyi yerlisi anlatır diyerek biraz da şımarıklık yapmış olalım :)
"Ha tabi anlatılmaz yaşanır" klişesini yapmamızı beklemeyin, genel bir anlatıma siz de hayal gücünüzü ve biraz daha fazlasını da ekleyerek düşünürseniz zaten yazının sonunda muhtemelen bu cümleyi siz kendi kendinize kurmuş olacaksınız.
Bursalı olmanın nasıl bir şey olduğunu, tüm ayırt edici özellikleri, Bursa’dayken fark edemiyorsunuz elbette ki ancak başka şehirlerde yaşadıysanız, bir süreliğine de olsa tilki misali kürkçü dükkanına dönmenize gerek de yok çünkü o dükkan da sizinle birlikte geliyor sanki yani mecazın sonucu şudur ki Bursalı olduğunuzu her yerde istisnasız fark ettirebiliyorsunuz :)
Sizden istenecek öncelikli hediye ya o doyumsuz Kafkas kestane şekeridir ya da üzerinde Bursa hatırası yazan reklamlara nam olan Bursa havlusu. Şikâyetçi miyiz hayır zira ikramı fazlasıyla severiz :)
"Gelelim de bize İskender ısmarla" da duyacağınız başlı cümlelerden tabi :)
Heykel dolaylarında kimin yabancı olduğunu çok kolay kestirebilirsiniz ve eğer günün şanslısıysanız "İskenderi nerede yiyebiliriz" sorusuna da maruz kalmanız olası :)
Tabi Uludağ'a ayıp olmasın değil mi hemen lezzetleriyle başladık, Uludağ için tabire gerek de yok ki adı üstünde Ulu bir dağ, eteklerinde güzel bir şehir :) Uludağ yolunda içtiğin salebin tadını başka bir yerde bulamazsın.Teleferiğin metroyla birleştirilecek olması da Uludağ maceralarının daha keyifli olacağının işaretçisi elbette :)
Bursa = Tarih.. Tarih Bursa’da yaşayarak okunur. Aldığın nefestir tarih Bursa’da. Fazla söze gerek var mı, Bursa'da tarih zaten başlı başına sayfalar dolusu bir yazı olur. Atalarımız zamanında boşuna seçmemiş bu güzel şehri bu güzel topraklara başkent olarak.
Üftade Hazretlerini, Emir Sultanı ziyaret ederken ruhundan dökülen yaşlardır Bursa.
Maneviyatı nur olmuş bedenine dökülüp şehir olmuş bir evliyadır Bursa.
Ulucami’nin tarifi mümkün olmayan kokusudur, cemaatine hatim olmuş duvarlarıdır.
Kapısı çivi kullanılmadan, birbirine geçme tahtadan yapılmış Yeşilcami’dir.
Karabaş-ı Veli Dergahında ney dinletileriyle kendini dinleyip, sema gösterilerinde gözlerini nurlandırmaktır.
Balıbey'deki bol fasıllı iftar sofralardır, Hacivat ve Karagöz oyunları izleyip Osmanlı şekeri yemektir.
Sokaklarındaki tarihi çeşmelerinden içtiğiniz buz gibi sudur.
Tarihindir, maneviyatındır, aslına varışındır Bursa..
Cantık, pideli köfte öğle için seçeneğiniz çoktur da kahvaltı için vazgeçilmeziniz olan Tahinlideki o lezzettir.
Kemalpaşa tatlısından bahsetmesem de bunların ardından aklınıza ilk gelen olduğunu tahmin edebiliyorum, Peynir tatlısı için Mustafakemalpaşaya gidenleri düşününce, keyfi tembelliğe es geçmektir.
Özdilek’te suböreği, İnkaya Çınarı'nın altında meyve salatası yemektir.
Zeytinbağı’ndaki balık ekmek, Yıldız Tepe’deki fayton sefası, Ketendere’deki Yamaç paraşütüdür.
Arap Şükrü de fasıl eşliğinde balık yemektir.
Bursa’da çaylar konulmaz dökülür mesela ve çayın babası Mahfel’dir.
Tattığın, doyamadığın eşini benzerini bulamadığındır Bursa.
Çocukluk miskete, bilyeye değil cilliye saklanmıştır Bursa’da.. Hatta yaş kaç olursa olsun hala bir çift çocukluk vardır sakladığınız Bursa’da :)
Dolmuş şoförüne "Müsait bir yerde ineceğim." demek de Bursa'nın kibar insanının vasfı işte. Bu size Bursa’da tuhaf gelmez de başka şehirlerde kontes muamelesi görebilirsiniz :) Hatta diliniz sürçer de "Mükemmel bir yerde ineceğim." falan derseniz vay halinize şoför cevapsız kalır mı, kapıyı açarken "Size layık değil ama" der ve basar dalgayı :)
Döner kavşağa "baba" demektir.
Kız Lisesinin kendine özgü kokusu, artçı depremler de bile Erkek Lisesinin tatil kararı almasıdır.
Gölyazı’da gölün ortasındaki o güzel köyde sabah kahvaltılarıdır, peynirli gözlemelerdir. Pazar günleri 11 buçuk gibi başlayan balık müzayedesiyle köylü kadınların nasıl güzel sandal kullandığına şahit olmaktır.
Heykel dolaylarında liselilerin volta atmasına şaşırmamaktır, okul saati dışında ve içinde.
Yazları Mudanya tarafı mı dersiniz Kumla tarafı mı tercih size kalmış :)
"Heykel'e çıkacağım" desenize hadi yabancı birine :) Deli mi ne diye düşünmesi olası elbette :)
Hala cevabı bilmeyenleri çoktur lakin "Heykeldeki heykelin hangi ayağı ayakta?" sorusuyla görsel hafıza kontrolüne maruz kalabilirsiniz Bursa’da. Cevabı söylememize gerek yoktur herhalde bilen bilir nasılsa :)
Teksas deyince akla Amerika'dan önce Bursaspor’un gelmesidir.
Zeytinbağı’nda Çamlı Kahvenin yerini sormadan bulabilmektir.
Ee bıçak dedin mi bir duracaksın tabi.
Cumalıkızık'ta teyzelerin ticaret yeteneğidir.
Alışveriş molalarının ilk durağıdır Kozahan, Pirinç Han.
Yeşil’de Hünkar’da Tophane’de şehri seyretmektir.
Oylat cennetidir.
Leyleklerin baharda ilk geldiği yer olan EskiKaraağaç’tır, Leylekler de ağzının tadını biliyor vesselam :)
3 tarafı at çiftlikleriyle çevrili, longozunda türlü türlü kuşların olduğu Karacabey’e yaklaştığında süt kokusu, çikolata kokusu almaktır :)
Her Bursalının kimliğidir Bukart :)
Gözüne, gönlüne hitap eden her köşesiyle yaşanmışlıktır Bursa.
Toprak fırınlarında cevizli susamlı tepsi tepsi lokumlarıyla bayramı karşılamaktır.
Kız evinde süslenen çörekler açılan baklavalardır, damada gümüş tepside sunulan mendildir.
3 gün 3 gece süren düğünlerdir, tavuk almalar, gelin saklamalar, çeyiz asmalardır.
‘Bursalı mısın kadifeli gelin’, ‘Bursa’nın ufak tefek taşları’ nın darbukaya tefe döküldüğü orta oyunların sergilendiği kına geceleridir.
Geleneklerin göreneklerin, en güzel mirasındır Bursa.
Başka şehirlilerin Bur-sa-lı-sın lafı için çok fena kavga etmektir, üstüne üstün analitik zekanı sivri dilinle bütünleştirilip Bursalı olmanın ne olduğunu gayet iyi ifade edebilmektir.
Lafın kısası tatil günlerinde ne yapacağını düşünmek değil de ne yapacağını şaşırmaktır.
Her şeydir Bursa, yaşadığın, hissettiğin, tattığın, sahip olduğun..

Masal gibi bir şehirdir Bursa, sevdiğin sevebileceğin her şeyle bir gün sonrasına şükür dolu bir gönülle uyanabileceğin, bir şehirden bir topraktan çok daha öte dedenin dedelerinin verebileceği en güzel miras, memlekettir Bursa.

23 Nisan 2014 Çarşamba

23 Nisan Farkındalık Günü

Bugün 23 Nisan Çocuk Bayramı bugün..
Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün Çocuklarımıza Çocukluğumuza armağan ettiği Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.. 
Neden "Egemenlik ve Çocuk" hiç düşündünüz mü? Çünkü Egemenlik bir insanın çocuğundan itibaren kavraması ve sahiplenmesi gereken bir olgu. Bir çocuğa 'değer' kavramını öğretmeden 'Değerli' bir şeyleri olmasını bekleyemezsiniz. Bir çocuğa çocukluğunda aşılayamadığınız hiç bir değeri büyüdüğünde sahiplenmesini bekleyemezsiniz.
Evet bugün Çocuklarımızın Çocukluğumuzun bayramı ancak ülkemizde gerek cinsel açıdan gerek eğitim gerekse sosyal imkanlar açısından istismar edilen 8 milyon çocuğun da bayramı bugün.
12 yaşında anne olma mecburiyetinde bırakılan, 9-10 yaşlarında tuğla taşıyan, sokaklarda kışın en soğuk en acımasız anlarında çıplak elleriyle mendil satmak zorunda bırakılan, küçücük bedenleriyle maddi imkansızlıklar yüzünden sağlık engelleriyle savaşan, adaletten önce adaletsizliği öğrenmek zorunda bırakılan, çocukluğu elinden çalınan çocuklarımızın da bayramı.
Hepiniz şahit olmuşsunuzdur şehrin göbeğindeki alt geçitlerde dilenen kadınların kucağındaki 2-3 yaşlarındaki çocuklara. Neden sürekli uyuduğunu hiç düşündünüz mü bu çocukların, hiç merak ettiniz mi? Merak edip sorduğunuzda da tuhaf olan siz görülüyorsunuz. 
O görmezden gelinen, geleceğinin umursanmadığı, nasıl bir insan olacağı konusunda tercih hakkı sunulmayan, dünyadan habersiz uyutulan çocuklarımızın da bayramı bugün.
İmkanı olan çocuklarımız için yaşadıkları çocukluk onlara her günü bayram kılar ama dilerdim ki böyle bir gün günümüz koşullarındaki imkansızlıklar içinde görmezden gelinen çocuklar için büyük girişimlerin başlatılacağı bir gün olsun. İşte o zaman bugün bayramlara bayram katacak anlamda hakkını verebilecek bir gün olurdu, bugünü kutlamaya hakkımız olurdu.
Eminim ki Ulu Önder Atatürk'te böyle olmasını ister, böyle olmasını dilerdi. Coşkuyla kutlanan bugünün tüm çocuklara eşit şartlar sunmasını sağlamak için her şeyi yapardı.
Zaman anlamlara dokunmaz ancak koşulları sürekli değiştirir. İnsan koşullara göre anlamlarını anlamlaştıramadığı sürece bir hiç olmanın kurbanı.
Çocuklarının katili olan bir ülkede ölen ya da diri diri ölüme mahkum edilen her çocuk için her birimiz suçluyuz. Bu yüzden bugün keyif değil yazık ettiğimiz onca çocuğumuz için Acı günümüz olmalı belki de.. Mustafa Kemal'e bu hesabı kimler verecek, kim verebilecek. Bugün bir farkındalık günüdür, Unutmayın.
Bu günü anlamlı kılan şey imkanı olmayan çocuklarımıza imkan sunmak olabilirdi, onların hayatlarında atılacak büyük adımların başlatılacağı türde güzel haberlerin sayfa sayfa sosyal medyada dolaşabileceği bir gün olabilirdi. Dilerdim ki böyle güzel haberleri bugün alabilelim, bugünü hakkıyla, keyfiyle, çocuklarımızın gözlerine utanmadan çekinmeden bakarak kutlayabilelim..
Hesabını veremeyeceğimiz tüm güzel Çocuklarımız, Bayramınız kutlu olsun..

18 Mart 2014 Salı

Her Şeyden Geçilir Çanakkale Geçilmez

Geçilir elbet her yerden her şeyden geçilir ama üzerinden yüzyıllar da geçse Çanakkale geçilmez..

Bu toprağı kutsal yapan uğruna dökülen kandır
Kolay kazanılmadı bu emanet, hıyanet en büyük haramdır..

Fedakârlık zaferi yazdık, kurşunumuz yoktu belki ama kurşundan daha sağlam İnsanımız vardı.. Bu yüzden topla da tüfekle de gelsen adımını atamayacağın Mabedimizdir Çanakkale..

Millet olmanın, Türk olmanın destanını yazan zaferdir Çanakkale..

15lik delikanlıların vatan toprağına aşkıdır Çanakkale..

Galatasaray Sultanisi öğrencilerinin okul sıralarını bırakarak cepheye koştukları, 15-16 yaşlarındaki bu fidanların hepsinin tek bir saldırıda bir an bile tereddüt etmeden İngiliz makinelisi ile biçildiği, Olayı gören bir Türk askerinin yıllarca ağzını bıçak açmadığı Şerefli Dimdik Mücadeledir Çanakkale..

Mustafa Kemal’in Anafartalar’da kalbinin üstünde bulunan cep saatini parçalayan şarapnel parçasının açtığı yaranın aylarca kapanmadığı halde, askerin morali bozulmasın diye bu olayın tek şahidine sus emrini verdiği Komutanlık Örneğidir Çanakkale..

Tophaneli Hakkı Binbaşı’nın, mayınları nereye ve ne zaman bırakması gerektiğini bir gece önce rüyasında gördüğü,  Anadolu Feneri'nin hiç bir tamirat yapılmadan en ihtiyaç duyulan anda çalışarak Nusret Mayın Gemisinin düşman tarafından görülmesini engellediği, Denizin sadece birkaç metre altına bırakılan 26 mayının düşman tarafında görülmemesiyle düşmanın denize döküldüğü Mucizedir Çanakkale..

Rumeli mecidiye Tabyasında “Ya Allah Bismillah” diyerek  275 kiloluk mermiyi sırtlayıp namlunun ucuna sürerek Ocean gemisini dümenini parçalayıp batıran Yiğit Seyit Onbaşılardır Çanakkale..

Ocean hareket edemez hale getirildiği vakit gözlerini kaybetmiş olduğu halde komutanının sesini duyduğu an yerinden fırlayıp esas duruş vaziyetini alan neferin " Üzülmeyin efendim. Benim gözlerim göreceğini gördü" diyen Gururlu Duruştur Çanakkale..

Savaşta Türk ordusunun “Tek Kuyruk” adını verdiği tek pırpır uçağımızın askere moral vermek için uçtuğu Azimdir Çanakkale..

Bir Türk doktorun önüne kendi oğlunun getirildiği, “Kurtulma şansı yok” diye oğlunu tedavi etmediği, hemen bir sonraki yaralıyı istediği, yaralılardan ancak ertesi gün başını alabilip o vakit oğlunun mezarına gidebildiği Babalıktır Çanakkale..

Gönüllü hastabakıcı olarak katılan ilk Türk hemşiresi Safiye Hüseyin Elbi’nin, Kerime Salahar, Münire İsmail gibi Türk hanımlarının Analığıdır Çanakkale..

Batan düşman gemilerindeki savunmasız askerlere ateş etmeyi bırakan Vicdandır Çanakkale..

Ezineli Yahya Çavuş ve arkadaşlarının eski tip piyade tüfekleriyle mermi israfı yapmamaya dikkat ederek 18 saat boyunca 4000 İngiliz askerine karşı koyarak denizi 50 metre açığa kadar kana buladığı Gözü Kara Direnmedir Çanakkale..

Çıkarma yapan 2000 kişilik İngiliz ve Fransız bölüğünün o bölgede bulunan selvi ağaçlarını Türk Birliği sandıkları için kaçarak bölgeyi terk ettiği Dünyaya Salan Türk Korkusudur Çanakkale..

Gecelerin şairi olarak tanınan Ahmet Haşim’in Çanakkale Savaşlarına ihtiyaz zabiti (yedek subay) olarak katıldığı Türk Olmanın Şiirleridir Çanakkale..

Muharebe ve talimler dışında kalan zamanlarda askerlere “Hz. Ali ve Muharebeleri”, 
“Kerem ile Aslı”, “Leyla ve Mecnun” gibi halk hikayelerinin anlatıldığı, Köroğlu gibi dramatize oyunların oynandığı Beraberliktir Birlik Olmaktır Çanakkale..

Şehit olurlarsa Allah’a temiz kıyafetlerle varmak için her gün çamaşır değiştiren 57 tümenin, kirlilerini yıkayıp, savaşa çıkmadan önce namazlarını kılıp ve ibadetlerini eden, düşman tarafından kıstırıldıkları anda ise gökten beyaz-gri bir bulut kümesinin 57. Tümenin üzerine inip askerlerimiz saklayan Uzun Beyaz Bulut Gelibolu’dur Çanakkale..

Kurşun yağmurunun üzerine korkusuzca koşarak “Yetiş ya Muhammed Kitabın elden gidiyor!” diyerek üzüm toplar gibi düşman mermilerini elleriyle toplayan Vatan Evladıdır Çanakkale..

Düşman kurşunuyla tetik çeken parmağının koptuğunu bile fark etmeden toprağına sahip çıkan gözü kara gönlü deniz meydan okuyan Türk Askeridir Çanakkale..

İngilizlerin tokat üstüne tokat yedikçe Türk siperlerine kurşun yağdırır gibi bombalar yağdırdıkları, kolların bacakların havalarda uçtuğu, yerin altının ve üstünün sürekli yer değiştirdiği, her defasına “Tamam bu sefer canlı Türk bırakmadık” diyerek saldırıya geçtikleri, her defasında ise Allah’tan başka sığınacak hiçbir şeyleri kalmamış Mehmetlerin kabus gibi tekrar tekrar karşılarına çıktığı İlahi Güçtür Çanakkale..

Mehmet Çavuş 'un  İngilizlerin fırlattığı el bombalarını korkusuzca yakalayıp, karşı tarafa fırlatırken elinde patlayarak sağ elinin bileğinden koptuğu halde kumandanına yazdığı mektuptur Çanakkale;
"Sağ kolumu kaybettim, zarar yok, sol kolum var. Onunla da pekâlâ iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yüne kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. Hastaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz ,affedeniz muhterem kumandanım.."

Askerin günde sadece taş gibi kuru yarım ekmek yiyebildiği, açlık içinde siperlerde yaşayan Mehmetlerin ayakkabı köselelerini kaynatıp çorba niyetine içmeye çalıştığı ama yine de En toktan daha tok savaştığı Mücadelenin Adıdır Çanakkale..

Aç, yorgun ve sefil Mehmetlerin Mustafa KEMAL’in arkasından 20 saat yürüdüğü Conkbayırı’nın 24 saat içinde 7 kere el değiştirdiği, bunun bir savaş değil, boğuşma olduğunu, sonunda İngilizlerin ne yaparlarsa yapsınlar bu işi başaramayacaklarını anladıkları ve geri çekilmek zorunda kaldıkları Geçilmezdir Çanakkale..

Savaş sonrası İngiliz generalin raporuna “Ölmek için savaşan bir orduyu yenmemiz imkânsızdı. İstifamızı hoşgörün.” yazdıran Türk Kahramanlığıdır Çanakkale..

200 yıldır hiç yenilmeyen İngiliz ve Fransız ordularını sadece Vatan aşkıyla yerle bir eden Türklüğün Zaferidir Çanakkale..

Mustafa Kemal ve Esat Paşalardır, Allah’tan başka korkusu olmayan vatan aşkını iman bilen Türk Askeridir Çanakkale..

"Bugün bizden vatan razı olacak! Nefer şehit, Ordu gazi olacak." Ölmek için savaşan, vatan için  ölen Türklüktür Çanakkale..


Bu yüzden Türk Milletine armağan edilen en büyük minnettir Çanakkale.. Emanet edilen sadece vatan toprağı değil, Türk Onuru - Şerefidir de..

Unutma Türk Genci damarlarında akan Türk kanı bile şehitlerinden sana emanet..


Rabbim tüm şehitlerimizin ruhu şad eylesin..




1 Mart 2014 Cumartesi

Bir kadının en güzel süsüdür edep

Bir kadının en güzel süsüdür edep..
Yüzünü gözünü boyamaya hacet yok gözleri kendi gibi baksın,
Dilinde yalan gönlünde fesat olmasın yeter..
Aklı salim olmalı bir kadının
Doğruya yanlışa sürükleyememeli kimse
Doğrusu da yanlışı da hesabında olsun yeter..
Yüreği sessiz olmalı bir kadının
Küstüğü için değil kızdığı için değil kırdığı için değil
Gerçekten hissedebildiğine susabilmeli 
İlk olmalı son olması ama her daim sessiz olsun yüreği yeter..
Bir kadının en güzel süsüdür edep..
Korktuğu için değil elbet
Yoldaş, candaş asıl önemlisi gün geldiğinde Ana olacağı için..
Bunu bilsin yeter, gerisi kendiliğinden gelir zaten..

23 Şubat 2014 Pazar

Güçlü olmak mı? Sen gel de Onu bir Anneye sor..

Evlilik öncesinde güçlü olmak erkeğin nazlı olmak kadının göreviymiş gibi bilinse de evlilik kavramı bu ifadelerin yerlerini bir güzel değiştirir, bunu kimse de inkar edemez.
Bir yuva kurulduktan sonra Kadın kendine böyle lüksler vermez veremez, ne yaşıyor neyle savaşıyor olursa olsun. Onun, akışını devam ettirmesi gereken bir hayattan ziyade hayatlar vardır ve O da bunu yemin bilir..
Evde pişmeyi bekleyen yemeği, okula gönderilmesi gereken bir çocuğu, gömleklerinin ütülenmesi gereken eşi vardır mesela.. Sırf o evde pişmesi gereken bir tas yemek için bile dimdik ayakta durabilir, o yemek o evde pişmelidir..
Aldığı birçok ilacın yanında aklının en baş köşesindedir "Pazardan taze sebze alınacak, unutma!" notu.. 
Gülümsemeye takati kalmasa da ağlama lüksünü tanımaz kendine, ayakta durabileceği son noktaya kadar ayaktadır. İyi bilir, O düşerse yalnız düşmeyecektir sadece bir çift ayak değildir Ona ait olan..
Sürekli gülümsemesi gereken bir evladı vardır ki her şeyden önce bu yüzden ayakta durur.. Yavaş yavaş tükendiğini bilse de gülücüklerini tüketmez, elinden en son gülümsemek de gelse bu görevi de hakkıyla yerine getirir.. Belki de en çok bu yüzden cennet anaların ayaklarının altındadır.
Kadın mı güçlüdür erkek mi derseniz kesinlikle güçlü olanın kadın olduğunu bildiğiniz içindir bu sual.. Asıl güç eve ekmek getirmekten ziyade o evi aynı düzenle her koşulda ayakta tutabilmektir, zor ve kıymetli olan da budur zaten..

12 Şubat 2014 Çarşamba

Genetik Aşınma Kapıyı Tweetledi !!

Sosyal medya kullanıcılarının dikkat etmesi gereken noktalar var elbette, boş cengaverlikler yapılacak, klavyesi olanın istediği gibi konuşabileceği bir yer değil olmamalı böyle düşünenlerin algıladığı gibi basit bir ortam değil en azından. Bundan 4 yıl önceki twitter da birçok ünlünün bile hesabı yok iken inanın ortam daha nezihti.. 
Elbette ki herkesin düşüncesini dile getirmeye hakkı var ancak bunu adı üstünde "sosyal medya" olan bir ortamda herkesi boş vererek yapmak muhatapsız gibi davranmak çelişki gelmiyor mu size de; peki burada ne işin var derler adam, kullanacaksan adam gibi kullanacaksın yetmiyor mu kafan - insanlığın - karakterin o zaman hiç sosyal kirliliğe gerek yok.. Sen orasını basit bir ortam olarak göremezsin, muhatabın var kabul etsen de etmesen de. Özellikle hashtag ler için atılan tweetleri kastediyorum dikkat etmek gerekiyor. Hashtag bir amaç için açılmıştır bunu zaten idrak edersiniz etmeniz gerek, sonra veriyorlar veriştiriyorlar ne demişim ne dememişim düşünen yok. Bu bir cesaret gösterisi değil ki kontrolsüzlük, önüne gelen ağzına geleni tweetliyor bir deli bir taş attı ya ardından gelenler kucak kucak atıyor. İnsanlar kendilerini özgür hissediyorlar bunu anlayabiliyorum ancak kontrolsüzlük de sosyal medyanın bu şekilde kullanımıyla çok ileri düzeye geldi ve bu noktayı zamanla daha da aşacağı  aşikar.. 
Sosyal medyanın kötü yanlarının olmasının asli sebepleri de bunlar zaten, insanlar çok kolay galeyana geliyor mesela. Kontrolsüz insan o kadar çok ki amaçsızlık anarşist duyguları körüklüyor. Zaten araştırma yetisine sahip çok az insanın olduğu şu zamanda bu sayede daha da törpülenir oldu bu özellik, hatta gelecek kuşaklara bırakabileceğimizi de sanmıyorum. Kimsenin araştırmak gibi bir derdi kalmıyor, önüne gelene tabiri caizse sallama derdinde insanlar, ne olmuş ne bitiş umurunda mı basit basit hevesler peşinde nice insan "yok takipçim artsın ağabey, onu da favladım bunu da rtledim belki bir kız beğenir, şu çocuk çok karizma hemen mentionlayayım" bu duruma düştüyse zaten sosyal medya tabirinden ziyade esraerolmedya.com olsa daha mantıklı olur, en azından amacına hitap eder.. 
Yani demek istediğim insanlar zaten merak duygularını araştırma yetileriyle pekiştirme derdinde değil artık, sadece kim ne söylerse hormonlar da o tarafa götürüyorsa amaca giden yolda her şey mubahtır misali tamamdır yürü yürüyebildiğin kadar.. Yazık !!
Bu durum göz ardı edilebilecek bir durum değil çünkü önemsenmese de insanların işine gelmese de genetik bir aşınmaya da gebe bu durum.. Bununla neyi mi kastediyorum; yıllar öncesine oranla genetik hormonsal gıdalarla nasıl değişiyorsa günümüz koşullarında, bu hormonsal düşünceler de zamanla insan karakterinde bu denli bir değişime neden olacak, oluyor da zaten. Şöyle düşünün çok küçük yaştaki çocukların da henüz karakter gelişimi aşamasındaki bu çocukların da bu ortamlarda bulundukları gerçeği var.. Bu çocuğun nasıl bir birey olacağını az çok sosyal medya insanına bakarak anlayabilirsiniz yani gelecek kuşaklar daha kontrolsüz, aslını astarını araştırma derdi olmadan ve "cesareti" ağzına geleni söylemek olarak algılayacak çocuklar olacak, geleceğin nesli ne yazık ki görünürde bu. 
Zamanla kelimelerin bile anlamı değişecek bu doğanın kuralı zaten, birçok kelimenin altı alakası olmayan anlamlarla doldurulup bütünleştirilecek belki de çünkü kelimeler insanı değil insan davranışları kelimeleri anlamlandırır, siz de bilirsiniz. Misal günümüz insan davranışıyla pekişen cesaretin anlamı geçmişte gözü kapalı vatan toprağı için kanını verenlerin cesaretiyle bir mi? İlerleyen zamanda da gelecek nesildeki insan davranışına göre anlamlanacak "cesaret".. Ve umarım zamanla "cesaret" kavramı kendini kaybetmişlik tanıma bürünmez..
Yani sözün kısası Bir insanın kendini önemli hissettiği yer sosyal medyaysa bir sorun var demektir zaten hem de ciddi bir sorun. Bu sizin kalabalıklar içerisinde yalnızlığınızı örtme çabanızdan başka bir şey değil tabi, yalnızlığınız sizin olsun ancak sosyal bir ortamda en azından bunun bile bir üslup gerektirdiğini karakter işi olduğunu göz ardı etmemek gerek.. Ve haklı bir sosyal medya kullanıcısı olmak şu an aksi iddia edilse de ciddi bir iştir..