Bazı insanlar inanmak istediklerine inanabilmek için gerçekleri görmekten sakınırlar.. Sorgulamazlar mesela, detaylara girmezler ve asla tarafsızca bir şeylere yaklaşıp gerçekliğini kabullenemezler..
Bu durumda cesur olduklarını da söylemek pek mümkün değil bu tür insanların çünkü eğer kulaklarını tıkayamayacak şekilde yankılanırsa bir şekilde gerçekler, duyarlar sonundan duymak zorunda kalırlar ama sessizce pusarlar mümkünse de bir yol bulup kaçarlar. Çünkü önemli olan gerçekler değil inanmak istediği şeydir. Böyle insanların zihinlerinde bir şeyleri örtbas etmeleri de kolaydır zira tarafsız olamayan bir zihin kendi benliğinin diktatörlüğünde yaşar.
İnsan doğasında olan iki gerçek var; birincisi insana inanmak istediğinden ötesine inandırmak ikincisi anlamak istediği kadarından fazlasını anlatabilmek mümkün değil.
İnsanlara fiziksel olarak yaptırım uygulanabilir ancak zihin içine girilebilmiş bir şey değil bu yüzden kimsenin beyni yıkanmaz aslında, insan bunu ancak kendine yapabilir yine kendi müsaade ettiği için.. Sırf gittiğini sandığı ve kendini doğruluğuna inandırdığı yoldan sapmamak düşüncesi gibi bir amaç için tarafsızlık anlayışından uzaklaşır, gerçeklere sırt dönebilir. Hatta kendini kandırma yoluna bile gidebilir.
Doğru olanı kabul etmemek için savaştığının farkında bile olmaz bu insanlar, sizinle tartışamaz ve sığ düşünür. Mağlup olma korkusuyla kör olur, sağır olur gerektiği yerde dilsiz olur. Vicdanen nasıl rahat olup, insanlıklarını nasıl sorgulamadıkları şaşırtıcı elbet. Ama kolay oluyor demek ki.. Yazık !
Ve en acısı bu insanlar zihnen kendi özgürlüklerini hapsettiklerinin farkında bile değildir. En büyük zararı kendine veren insan; zihnini körleştiren insandır, doğrularını yanlışlarla besleyen insandır. Ve cehaletin en kötüsü bir insanın kendini bu şekilde harcamasıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder