23 Temmuz 2011 Cumartesi

İlk Cemre Düştü Bahar Geliyor Artık…

 (Blogumda bir yazı istemiştin hatırlıyor musun? Sabah uyandığında ilk bunu okumanı istediğim için yetiştirmeye çalışıyorum bu saatte ve sen uyumaya hazırlanırken şu an "Nihal sen yatmıyor musun?" deyip duruyorsun senin için bunu yazdığımdan habersiz:)

Çok yazar çizerim aslında ama bilirsin konu kendi duygularım olunca bunu beklendiği kadar kolay yapamıyorum. Belki çok yoğun hissettiğimden yetmiyor kelimeler ya da hayatımda hep bir gizlilik olsun isteğimden kaynaklanıyor bu, anlamlar kifayetsiz olsun istiyorum hissettiklerime ve bir sır gibi gömülsün benimle birlikte belki de…
Burada da öyle olacak, yazdıklarım ne sana yetsin ne de benim hatıralarımı anlatmaya yetecek, unutma…
22 Eylül 2008 sabahı saat 6 buçuk civarı (Burdur’dan her zamanki dönüş saatin)… Odaya ilk girişini hatırlıyorum. Sen her anlattığında hatırladığımı inkar etsem de tatlı sürtüşmelerle hatırlıyorum. Gerçi senin benimle ilgili ilk izlenimlerin kadar ilginç izlenimlerim olmamıştı benim. Uykudan her uyandığımda gülümserim ya ben gülümsemişim işte sana da öyle ve o anla başlamış aslında bizim kardeşliğimiz…
Aslında her güzel anımızı yazmak isterdim buraya ama aşikâr ki blogda yayınlanacak belli bir sınırda kalsa ikimiz için de iyi olacak…
Paylaştığımız onca güzel gün ve inşallah da paylaşacağımız güzel günler olacak… Hepsi çok güzel hepsi ayrı tatlarda birbirinden farklı lezzette, bu kadar lezzet var mıdır bilmem hayatta ama ben her güzel-zor-çekişmeli günden farklı bir tat aldım…
Çok sabahladığımız oldu aslında, senin bana film izletmeye çalıştığın zamanlar ki çoğunda kucağında uyuyakaldığım… Omuzlarımıza sığındığımız birçok zaman, açıklama yapma gereği duymadan sadece o omza ihtiyacımız olduğunu bilmemiz yeterli. Ve büyük mücadeleler, mücadeleyi ben kazandım ama artık sende benim gibi sadece fragman izliyorsun hafta sonu sabahlarımızı süsleyen Beyaz Ev-Safir kahvaltılarımız, Polatlardaki en doyurucu dakikalarımız, İstanbul-İzmit seferleri… Soğuk günlerimizi süsleyen milkshakeler akşamlarımızın vazgeçilmezi Mitolojideki bitmeyen kahveler ve tavla… Bir türlü doymayan midelerimiz, kiloluk dondurmaları tüketişimiz, plansız planlarımız… En büyük tecrübelerimiz, soğuğa rağmen kalacağız diye tutturduğumuz tatil bitişleri… Sinemalardaki filmler sonu gelmez soru furyalarım ve senin sabırlı cevapsızlığın… Doğruluk mu cesaret mi oyununun en sınayıcı dakikaları… Film senaryolarımız… İkimizin de paralarını tükettiğimizdeki tasarruf politikalarımız… Ve daha birçok güzel an birçok eğlenceli dakika… Şimdi düşünüyorum da eğlenmek için bir şey yapmaya hiç gerek duymadık biz, üzüntülerimizi gülücüklere dönüştürmeyi başarabildik hep…3 yıla sığamayacak kadar güzel günler… Ve her günün bir kaşık daha kattığı dostluk, bizim elimizde şimdi 3 yıldan geriye kalan…
 Bir sıcaklık bekler insan en zor anında, karşılık beklenmeksizin, koruyucu, destek olan ve hep yanı başında bildiği… Gözlerine baktığında içinin acıdığını anlayacak ve dokunduğunda kalbine bir perde olacak… Her daim yanında olduğunu hissettirecek… En önemlisi karşılıksız sevecek… Ben kolay sevemem en iyi sen anlamışsındır bunu benden çektiklerinden sonra, herkese değer veririm ama sevemem kolay ya da zor çünkü çok çok zor severim biliyorsun o yüzden bunun sana ne ifade edeceğini bildiğim için yazıyorum şu an: ben seni çok seviyorum Bahar. Ben seni neden mi seviyorum beni karşılığını istemeden sevdiğini bildiğim için… Benim için de kıymetli olan buydu canım dostum…
Sen Sakarya’nın bana verdiği 5 güzel şeyden birisin bunu sakın unutma… Hep yanımda ol tamam mı? Sen hep yanımda ol ki ben de sana gülümseyebileyim… Canım dostum güzel kardeşim benim iyi ki varsın iyi ki DOĞMUŞSUN iyi ki YANIBAŞIMDASIN…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder