24 Kasım 2012 Cumartesi

Bir Kasım Sabahı

Aldatıcı bir güneş… Sabah saatleri… Bir gün bu kadar mı uzak olur yoğunluktan-gerginlikten-menfaatten diyesi geliyor insanın hatta haykırası hiç çekinmeden kendini ertelemeden dilediğince gönlünden gelerek… İşte tam da o kadar uzak o kadar sıyrılmış o kadar masum. Rüzgâr uyandırıyor günü “ Sen yaz sabahı değilsin ey gün”  birden fark ediveriyor inanmayı seven insan “Sen Kasım sabahısın”.
Kasım… Hani şu filmlere destan olmuş kasım var ya hani aşkı başkalaştıran. Hava soğuk ama üşütmüyor gün parlak ama gerçekçi yürüdükçe sessizce yorum yapan sadece gözler, gözler düşünceli. Uzunca, sıcak tutmasını istemediğin bir ceket, ellerin ceplerinde üşüdüğün için değil ama öyle ki düşündükçe taşıyamamaktan korktukların için. Uzunca bir yürüyüş sessiz yalnız ama dopdolu.
Bazen başın kalkıyor derince bir iç çekmek ve yeniden anlamlandırmak için düşüncelerini, o gücü bularak sonraları yavaş yavaş eğiliyor düşüncelerinin derinliklerinde belki bir gözyaşı için belki yılların yorgunluğu. Sonra bir rüzgâr ki tekrar kalkmasını sağlıyor, önce yürüdüğün yola dikkat ediyorsun uzun gibi geliyor ama en güzeli bomboş yalnız senin bedenin var, ağaçlar bir anlam yüklemiyor belki ama kuşlar seni çağrıştırıyor sana, gitmek istermiş gibi gelen kuşlar.
İçine çekiyorsun yalnızlığın serinliğini ve kasımın aşka gebeliğini. Çok düşünmemiştin ki çok istemiştin ama düşünmemiştin yaptığın güzel şeyler için. Sonbahar bu kadar mı yakışır düşüncelerine… Kuru yapraklar serin bir güneş boş bir yol ne kadar tezat gelse de güzel gelmiyor mu sanki bu sabaha. Hayatlarımızda da böyle olmuyor mu sanki sonbaharlar ama her şeye rağmen güzel. 
Tavsiyem şu ki bazen böyle yürüyüşler iyi gelebilir sonbaharları anlamaya. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder